1 Mayıs, hafıza ve Taksim

Taksim; sadece bir meydan değildir. Türkiye işçi sınıfının kolektif belleğinde sızlayan bir yara, iki sınıf arasında süren bir mücadele; her bahar yeniden yeşeren bir iradedir. 1977’nin kanlı sahnesinden Gezi’nin çok sesli korosuna uzanan bu tarihsel hat; emeğin sömürüye, barışın barbarlığa ve hafızanın unutkanlığa karşı verdiği görkemli mücadelenin sahnesidir. Zira tarih, sadece egemenlerin yazdığı tozlu yapraklardan ibaret değildir; o, aynı zamanda sokakların hafızasında, meydanların taşında ve bir sınıfın kolektif bilincinde atan canlı bir nabızdır. İstanbul’un kalbindeki Taksim Meydanı, Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halklar için tam da böyle bir sembolik evrendir. Taksim; sadece bir yan yana gelme noktası değil, sömürüye karşı çekilen bir set, zulme karşı sıkılan bir yumruk ve adaletin tecelli edeceği o büyük yarının müjdecisidir.

1977’den bugüne Taksim

Taksim’in işçi sınıfı tarihindeki özgün yeri, rastlantısal bir mekân seçiminden ibaret değildir. 1977 yılının o kanlı 1 Mayıs’ında, meydanı dolduran yüz binlerin üzerine sıkılan kurşunlar, sadece bedenleri değil, bir sınıfın ve halkların geleceğine dair umudu da hedef almıştır. O gün dökülen kan, Taksim’i bir miting meydanı olmaktan çıkarıp bir “hafıza alanına” dönüştürmüştür. Sınıfın, emekçilerin, halkların beynine ve yüreğine kazınan katliam, Taksim’i bir yas yeri değil, bir hesaplaşma ve irade beyanı sahası kılmıştır.

Dolayısıyla, yıllar geçse de Taksim’in direniş ruhu sönmemiş, aksine her tarihsel dönemeçte yeni bir safhaya evrilmiştir. Gezi Direnişi, bu ruhun 21. yüzyıldaki en görkemli tezahürlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Gezi, Taksim’in işçilerin tarihi olmakla beraber; gençlerin, kadınların, doğa savunucularının ve “artık yeter” diyen tüm ezilenlerin ortak meydanı olduğunu kanıtlamıştır. Bu meydan, baskıcı iktidarların “yasaklı alan” ilan ederek unutturmaya çalıştığı değil, aksine yasaklandıkça daha da büyüyen bir........

© Yeni Yaşam