Direnişle 1 Mayıs’a!
ABD/İsrail’in İran’a dönük saldırganlığıyla derinleşen emperyalist savaş tablosu, yalnızca Ortadoğu’nun değil, Türkiye’nin de siyasal ve ekonomik gündemini doğrudan belirlemektedir. Petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, enerji ve tedarik hatlarındaki kırılma, yüksek enflasyon, daha pahalı yaşam ve daha ağır sömürü olarak işçi sınıfı ve emekçilerin sırtına yüklenmektedir. Emperyalist savaşların faturası her zaman olduğu gibi yine halklara kesilmektedir.
Bugün dünya, kapitalist sistemin derinleşen krizleriyle birlikte yeni paylaşım mücadelelerinin sertleştiği bir döneme girmiştir. ABD emperyalizmi askeri saldırganlıkla gerileyen hegemonyasını tahkim etmeye çalışırken, savaş yalnızca cephelerde değil; ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlarda da halklara yıkım olarak dönmektedir. Bu tablonun Türkiye açısından anlamı açıktır: Daha fazla yoksulluk, daha fazla baskı, daha fazla militarizm.
Erdoğan iktidarı “Türkiye’yi savaşın dışında tutma” söylemini dolaşıma soksa da gerçek bunun tam tersidir. Türkiye, NATO üyeliği, ABD ve Batı emperyalizmiyle kurduğu askeri-siyasi bağımlılık ilişkileri nedeniyle bu savaş düzeninin doğrudan parçasıdır. Kürecik ve İncirlik başta olmak üzere üsler, askeri yığınaklar, NATO planlamaları ve yeni komuta merkezleri; Türk devletinin yalnızca “izleyen” değil, emperyalist savaş mimarisinin aktif bir bileşeni olduğunu göstermektedir.
AKP-MHP iktidarı, emperyalist dalaşın dışında kalmak değil; bu dalaş içinde pazarlık gücünü artırmak, bölgesel rolünü büyütmek ve buradan yeni siyasal-ekonomik alanlar devşirmek istemektedir. Yani savaş politikası, dışarıda “denge”, içeride ise “iç cephe tahkimi” adı altında toplumu hizaya sokma programıyla birlikte yürütülmektedir.
Tam da bu nedenle anti-emperyalist mücadele, Türkiye’de yalnızca dış politika........
