menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP ve DEM

16 19
29.11.2025

Komisyonun İmralı’ya gidiş kararını alabilmesinin sürece olumlu etkilerinin yanında, karşı duruşları keskinleştirip katılaştırdığını, hatta muhalefet kanadında barışa destek olanlar arasında çatlak yarattığını da görmek gerekiyor. Barışın toplumsallaşması açısından yaratacağı katkı veya zararı ise zaman gösterecek, ancak olumsuz etkileri gidermeyi zamana bırakmak çatlakların derinleşme tehlikesini taşıyor.

Erdoğan’ın, her adımında, bir taşla daha fazla kuş vurma niyet ve kurnazlığına defalarca tanık olduk. Sürece dair gelişmelerde de birinci önceliğinin, Kürt Sorununu çözerek ülkeye kalıcı barışı sağlamaktan çok, kendi iktidarının bekası olduğu bence kesindir. Başka bir deyişle, Erdoğan’ın, tek adam rejimini sonlandıracak yegâne tehlike olan demokratik muhalefetin stratejik bütünlüğünü parçalama hedefinin her zaman önceliği olduğunu göz ardı etmemek şart.

Mehmet Uçum’un geçen pazar kaleme aldığı “İMRALI DİNLEME KARARI VE HUKUK RAPORU” başlıklı yazıdaki dil, bu önceliği açığa vuruyor:

“Geçiş sürecinin ihtiyaçlarıyla demokrasiyi ilerletme perspektifi yaklaşımlarını birbirine karıştırmamak da önemlidir.” derken kastedilenin “Demokrasiyi şimdilik unutun!” olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Uçum’un “reform” dediği, yerelliğe dair söyleminde ise tekçilik tavan yapıyor:
“…yerel icrada merkezin sorumluğunu artırarak tek teşkilat, tek bütçe ve tek icra yaklaşımını hayata geçirecek bir yerel yönetimler reformu kaçınılmaz hale gelmektedir.”

Uçum’un formüle ettiği şeyin, yerel yönetimleri de merkezi otoritenin tekçi anlayışı altına almak olduğu çok açık değil mi?

İktidarın, süreci isimlendirirken “Terörsüz Türkiye” dışında hiçbir başlığı kullanmaması, barış, demokratikleşme gibi sözcükleri........

© Yeni Yaşam