Barış ve demokrasi mutlaka gerçekleştirilmelidir

6 Ocak’ta Türk devleti IŞİD’çi çetelerle birlikte Halep’teki Kürt mahallelerine saldırdı. Kürtler, soykırımcılara karşı beş gün boyunca kahramanca direndiler. Bu direnişi aşamayan çeteler ve Türk devleti, bu defa Rojava’ya saldırmaya başladılar.

Saldırılar devam ederken Türk devleti Rojava sınırına yeni askeri güçler konumlandırdı. Buna karşın aynı günde Koalisyon Güçleri Rojava’da saldırılan Der Hafir’e askerî güç gönderdiler. ABD yetkilileri yapılan saldırıları kınayan, açıklamalar yaptılar. Bu arada Güney Kürdistan’dan da Rojava’ya asker göndermeyi de kapsayan destek amaçlı açıklamalar yapıldı.

Bütün bunlar yaşanırken, dünyanın her tarafındaki Kürtler Rojava’yı savunmak için ayaktaydılar. Çünkü Rojava bir kez daha Kürdistan’da bir toprak parçası değil, bütün Kürtlerin kalbinin attığı bir coğrafya olmuştu.

Bütün bu kanlı saldırılar, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın baş müzakerecisi olduğu barış ve demokratik toplum süreci yürütülürken yaşanıyordu. Doğal olarak her Kürt insanının kafasına, “bu süreçte Rojava’ya saldırılması da neyin nesi veya Türk devleti ne yapmak istiyor” şeklinde sorular takılıyordu.

Esasında sorular anlamlı ve doğrudur. Ancak devlet, barış ve demokratik toplum süreci ile Rojava’ya yapılan saldırıyı birbirlerini tamamlayan süreçler olarak görmektedir. O nedenle bu soru biraz naif kalmaktadır.

Gerçeğin böyle olduğunu anlayabilmek için Türk devletinin izlediği politikalara bakmak yeterlidir. Bugün devletin izlediği politikalar, birbirlerine bağlı üç motivasyon kaynağına dayanmaktadır. Birincisi, Türk devletinin Irak ve Suriye gibi olmasını önlemek, mevcut hâlini korumaktır. Devleti yönetenler ikinci olarak, Türk devletini bütün Türklüğün devleti........

© Yeni Yaşam