We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Aşırı sağ: Küresel bir fenomen-Michael Löwy*

14 2 5
01.02.2019

Geçtiğimiz yıllarda gerici, otoriter ve/veya faşist bir aşırı sağ dalga dünyanın her yerinde yükselişteydi: hâlihazırda, dünya üzerindeki ülkelerin yarısına hâkim olmuş durumda. En bilinen örnekler şunlar: Trump (ABD), Modi (Hindistan), Orbán (Macaristan), Erdoğan (Türkiye), IŞİD (İslam Devleti), Salvini (İtalya), Duterte (Filipinler) ve şimdi de Bolsonaro (Brezilya). Ama bir sürü başka ülkede de, henüz bu kadar açık tanımlanamasalar da, bu trende yakın hükümetler var: Rusya (Putin), İsrail (Netanyahu), Japonya (Shinzo Abe), Avusturya, Polonya, Burma, Kolombiya vs.

‘Popülizm’ değil ‘post-faşizm’

Bu aşırı sağ dalganın her ülkede kendine has özellikleri var: birçok durumda (Avrupa, ABD, Hindistan, Burma), düşman–yani günah keçisi–Müslümanlar ve/veya göçmenler; bazı Müslüman ülkelerde, dini azınlıklar (Hıristiyanlar, Yahudiler, Ezidiler). Bazı örneklerde yabancı düşmanı milliyetçilik ve ırkçılık ağırlıkta, diğerlerinde ise kökten dincilik ya da sol, feminizm ve homoseksüel nefreti. Görüldüğü gibi çeşitlilik söz konusu ama hepsi değilse bile çoğunluğun paylaştığı bazı ortak özellikler de var: Otoriterlik, köktenci milliyetçilik– “Deutschland über alles” ve onun yerel varyantları: “America First” (Önce Amerika), “O Brasil acima de tudo” (Her Şeyden Önce Brezilya) vb.– dini veya etnik (ırkçı) hoşgörüsüzlük, toplumsal sorunlara ve suça karşı tek yanıt olarak polis/ordu şiddeti. Faşist veya yarı faşist nitelemesi bazıları için geçerli olabilir ama hepsi için değil. Enzo Traverso “postfaşizm” kavramını kullanıyor ki bu faydalı olabilir çünkü hem bir süreklilik hem de fark tanımlıyor.

Öte yandan, bazı siyaset bilimciler, medya ve hatta solun bir kısmı tarafından kullanılan “popülizm” konsepti, söz konusu fenomeni anlamlı bir şekilde açıklama konusunda tamamen yetersiz ve yalnızca meseleyi daha da karmakarışık hale getirmeye yarıyor. Latin Amerika’da 1930’lardan 1960’lara kadar popülizm kavramı görece isabetli bir şeye (Vargacılık, Peronculuk) karşılık gelmiş olsa da, Avrupa’da 1990’lardan itibaren hâkim olan kullanımı, giderek belirsiz ve isabetsiz hale gelmeye başladı.

Popülizm, “seçkinlere karşı halkı destekleyen bir siyasi pozisyon” olarak tanımlanıyor ki bu da neredeyse her siyasi hareket veya parti için geçerli olabilir! Bu psödo-konsept, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, faşizm, aşırı sağ gibi problematik kavramlardan özenle kaçınılarak aşırı sağ partilere uygulandığında, bilerek veya bilmeyerek meşrulaştırılmalarına, sempatik değilse bile daha makul hale getirilmelerine yol açıyor. Netice itibariyle, kim seçkinlere karşı halkın yanında olmaz ki? “Popülizm” konsepti, neoliberal ideologlar tarafından, aşırı sağ ile radikal solu aynı sepete koymak amacıyla mistikleştirici bir şekilde de kullanılıyor ve neoliberal politikalara veya “Avrupa”ya karşı olmak, “sağ popülizm” ve “sol popülizm” olarak basitleştiriliyor.

Hipotezler

Hem hükümetler hem de henüz iktidara gelmemiş ama geniş bir seçmen tabanına sahip ve ülkenin siyasi yaşamında etkili siyasi partiler olarak (Fransa, Belçika, Hollanda, İsviçre, İsveç, Danimarka vb.) aşırı sağda yaşanan bu spektaküler yükselişi nasıl açıklarız? Dünyanın her bir ülkesine veya bölgesine özgü çelişkilerin ifadesi olan böylesine farklı bir fenomen için genel bir açıklama sunmak zor olabilir. Ama gezegen ölçeğinde bir trend olduğu için, en azından bazı hipotezleri değerlendirmemiz gerek.

Önce, reddedilecek olan........

© Yeni Yaşam