GARİP ALİ – 1

Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı

İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI

Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı

DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI

Mayıs 2019 Özel Sayısı

Ah insan hile yapar mı gapı bir gomşusuna,

N’aldırdın beni, gül iken soldurdun beni

Türkünün tam bu kısmında, çalınan saza bir damla yaş düştü. Saz mı ağlıyordu yoksa Ali mi belli değildi. Fakat saz yaşayabilseydi ne yapacağını şaşırır, elini Ali’nin omzuna atmak, “Halledersin gardaşım, sıkıntı etme” demek isterdi. Sazın duyguları olsa nasıl bir hâl alırdı acaba?

Ali mızrabı teline her vurduğunda odadakiler yeri geldi Akdeniz gibi duruldular, yeri geldi Karadeniz gibi hırçınlaştılar. Ama nihayetinde herkes birbiriyle aynı duygularla can buluyor, yaralarını sarıyordu.

İşte bu hal üzere saz, yaratılış amacını gerçekleştirmeye yani gönüllerde ne kadar yara varsa dağlamaya devam etti ama saz Ali’nin yarasını dağlamaya çalışsa da yapamazdı. Neden mi? Ali şuncacık yaşında öyle acılara katlanmıştı, öylesine derin yaralara sahip olmuştu ki bu yaralar kapanacak gibi değildi. Saz bunu biliyor muydu, bilinmez. Gerçi Ali de bilmiyordu ki… Şu an yaşıyor muydu, aldığı nefes halis miydi, içinde verdiği savaş kalıcı mıydı? İşte tam bu düşüncelerden kurtulabilmek, gün içinde gördüklerini unutabilmek için sazla mızrabı kırk senedir buluşamayan âşıklarmış da şimdi vuslata kavuşuyormuş gibi çalıyordu da çalıyordu. Gönlündekileri de ağzından akıtıyor, niceleri de şu içinde bulunduğu odadakiler gibi bu iksirden nasibini alıyordu.

-Ali’m, yanık Ali’m, sesi yanık Ali’m, bağrı yanık Ali’m… Gönlümüzü dağladın, sana vur saza demem, vurmak yakışmaz sana. Sen yaparsın, daha zor olsa da yaparsın. Bilirsin ki yıkmak daha kolaydır ama mevzu yapmadadır. Yap Ali’m, yap…

Ali, amcasının dediklerini, gördüklerini, görmediklerini, bir daha göremeyeceklerini, yarım kalanları düşündü bir müddet. Ne zordu arkadaş! Olanlara, olamayanlara elinden bir şey gelmemesi ne zordu. Daha birkaç yıl öncesinden babasının hediye ettiği ve gönlünden gram ayırmadığı sazından gayrı dost bilmemişti uzun süredir. Yeniyetmeliğinin en debdebeli yerindeydi. Yapılan zulümleri duydukça içinden bir ses eline silah almasını, önüne gelen düşmana yarınlar yokmuşçasına sıkmasını söylüyordu. Bunu istemeye başlamıştı da ancak bu isteğine ufak bir tebessüm etti. Milletinden aldığı terbiye böylesine bir işe izin verir miydi? Yerdeki karıncadan gökteki kuşa kadar düşünmeyi şiar edinen bir milletin evladıyken nasıl olur da cana kıyardı? Tanrı adaletsiz miydi acaba diye düşündü, karşıda kendilerine silah doğrultanlar cana kıyabiliyordu da kendileri bırakalım canlıyı cansıza bile niye kıyamıyorlardı? İşte böylesine sorgulamalar yaparken amcasının ve odadaki birkaç yoldaşının sesine ses kattı,........

© Yeni Ufuk Dergisi