MİLLÎ EĞİTİMİMİZİN MİLLÎ OLMAYAN TARAFLARI

Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı

İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI

Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı

DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI

Mayıs 2019 Özel Sayısı

MİLLÎ EĞİTİMİMİZİN MİLLÎ OLMAYAN TARAFLARI

Memleketimizde maarif sisteminin bozuk olduğu nu kabul etmeyen yok gibidir. Ancak, çoğumuz bu bozukluğun ne mahiyette ne de sebepleri üzerinde düşünmüşüzdür. Kimimiz yalnız şikâyet ve feryat etmekle, kimimiz de elle tutulacak kadar belli olan aksaklıklara sadece anlık çareler bulmakla yetindiğimiz için, sistemdeki hastalık gittikçe artmıştır. Halbuki bir müesseseyi kuruluş gayesine uygun ve iyi bir şekilde işletmek istiyorsak, önce onun aksayan noktalarını tespit etmeliyiz. Sonra da bu aksaklığı meydana getiren sebepleri bulmalıyız. Şimdiye kadar bu yönde bazı çalışmalar olmakla beraber, böyle ferdi gayretler ne umumi efkâra ne de devleti idare eden çevrelere dâvâyı anlatabilmiştir. Onun içindir ki yıllarca önce atılmış yanlış adımlar, varılması gereken asıl hedeften her gün biraz daha uzaklaşarak, devam edegelmiştir. Ayrıca, devlet ayakta tutan esas müesseselerin temelinde maarif üzerinde kurulduğu için, bir merkezdeki bozukluk derhal cemiyetin bütün noktalarına menfi tesirler aksettirmiştir. Bugün de sık sık şikâyet ettiğimiz birçok bozukluklar, doğrudan doğruya değilse bile, dolaylı şekilde maarif sistemimizin sakatlığını göstermektedir. Öyleyse, cemiyetin ayakta kalmasını sağlamak azmindeysek, hemen maarif sistemimizi gözden geçirip, ta baştan beri işlenmiş hataları düzeltmeliyiz. Bu gaye ile, konuyu, yarım asır geriye giderek, cumhuriyetin kuruluş tarihinden ele almak istiyoruz.

Türk cemiyetinin, son yarım asırda, birbiri ardına gelen dört mühim merhale geçirdiği malûmdur. Bu merhalelerin her biri millî hayatımızda büyük ölçüde tesirli olmuştur. İlk bakışta yalnız siyasî gibi görülen fakat neticeleri bakımından birer sosyal gelişme olan bu dönemlerin asıl mahiyetleri, en açık şekilde, maarife vuran akislerinde görülür. Onun için, Cumhuriyet devri maarifini biz bu dönemlere göre ayırıp inceleyeceğiz.

Cumhuriyet ilânından 1938 yılına kadar devam eden bu on beş yıllık dönemde Türk maarifi kaçınılması imkânsız bazı hatalara rağmen, son elli yılın en parlak çağını yaşamıştır. Millî Mücadele devrinin Türkçülük, ülkücü, istiklâl aşkı ve medeniyete bağlılık duygularının canlı bir şekilde devam ettiği bu yıllarda, maarifimizin ana gayesi ve felsefesi de o günkü ruhun geliştirilerek devam ettirilmesiydi. Her şeyin özünde Türk milliyetçiliği, Türk istiklâlinin ebedî fikri vardı. Ümmetçi anlayıştan milliyetçi görüşe geçilmişti. Vaktiyle Süleyman Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Rıza Nur, Ziya Gökalp, Mehmet Emin ve Ömer Seyfettinlerle başlayan dilde, tarihte, edebiyatta, san’at ve kültürde Türklüğe dönüş hareketi Cumhuriyet maarifinin de asıl muhtevasını teşkil etmiştir. Buna, vatanın bölünmezliği fikri ile, üstünlüğü münakaşasız kabul edilen asıl ilim ve tekniğine ulaşma azmi de eklenmiştir. 1923-1938 maarifinin çerçevesi çizilmiş olur. Ayrıca, öğretimdeki ciddiyet ve seviye de normalin üstündeydi. İşte bütün bunlar Cumhuriyet neslinin yarına ümitle bakan, azimli, idealist ve kendine güvenen fertler olarak yetişmesini sağladı. Bugün çeşitli mesleklerde rastladığımız birkaç memleketsever aydın o devrin yadigârıdır.

Ancak, bu devir maarif politikasının, şimdi çok daha iyi anlayabildiğimiz bazı mühim kusurları ve kaçınılması imkânsız zaafları da vardı:

1- Okullarda, Osmanlıdan önceki Türk tarihi, daha doğrusu Türklerin Müslüman olmadan önceki tarihleri masal ve efsaneye varan devrelere kadar götürülürken, muhteşem bir cihan imparatorluğu kuran Osmanlıların san’at, servet ve zaferlerle dolu tarihleri inkâr edilmiş veya haksız yere küçültülmüştür. Daha uygun bir tabirle ifade etmek gerekirse, altı asırlık Osmanlı devrinin müsbet ve başarılı tarafları sükût ile geçiştirilirken, kusur ve zaafları mübalâğa edilerek anlatılmıştır. Eşyanın tabiatı ve bizzat tarih mefhumuna aykırı olan bu tutum, yetişen nesillerin geçmişe bakışlarını, yakın mazinin on altı asrını inkâr etmiş bir hâle getirmiştir. Böyle, hadiselerden doğan dokuz asırlık canlı tarih inkâr edilirken, bunun yerine efsaneye karışmış muhayyel bir tarihin ikamesi, ayakları yerden kesilmiş, mazisi hakkında sağlam bir fikri bulunmayan, çarpık görüşlü nesillerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu yüzden nesiller kendi millî kıymetlerinden kopmuşlar ve dayanacak başka kıymetler aramışlardır. Halbuki, masal ve efsanelerden yahut düzmece tarih nazariyelerinden medet ummak, dört bin yıllık bir mazi olan Türk milletine yakışmazdı. Bu, ancak medeniyet dünyasına henüz çıkmış devirdeki milletlerin sığındığı bir usuldür. Yaratıcı ve yaşadığımız gerçek tarihimiz bize fazlasıyla yeterdi. Nitekim gerçekçi bir ilmî milliyetçilik yerine böyle romantik ve hayalci bir milliyetçilik anlayışı kısa zamanda iflâs etmiştir.

2- Cumhuriyet maarifinin mühim hatalarından biri de yalnız sosyal ve siyasî plânda kalması gereken inkılâpları, millî kültür sahasına da teşmil etmiştir. Ta onuncu asırda başlayıp, kısa zamanda yayılan ve zirvesine ulaşan Türk İslâm Medeniyetinin toptan inkârı, zengin millî kültür ve san’atımızın küçümsenmesi, şimdi anlıyoruz ki, nesillerin millî gurur ve imanını zedelemiştir. Bizim de zengin muhtevalı ve seviyeli bir edebiyatımız olduğu, bizim de mîmârî ve mûsikî sahalarında mucizelerimiz bulunduğu, bizim de bir zamanlar devrin ölçülerini aşan ilim ve tefekkür meydanlarında dolaştığımız yetişen gençlere öğretilmemiştir. Bu yüzden o devrin çocukları, aşağılık duygularına kapılarak, aşırı bir batı hayranlığına sürüklenmişlerdir. Düşman bir millete atmış gibi, kendi ecdadını lânetleyen yetişen bir nesil başka türlü olmazdı.

3- Bu devir maarifinin bir hususiyeti de lâik görüş esasına bağlı olmasıdır. Aslında bir eğitim sisteminin lâik oluşu, onun için bir kusur değildir. Ancak lâiklik, prensibine gerçekten uymak şartıyla. Yani öğretim ne din açısından yön vermeli ne de din müessesesine cephe almalıdır. Çünkü “lâiklik” dine karşı olmak demek değildir, din-dışı demektir. Bazı tutum ve davranışlara dinî inançları........

© Yeni Ufuk Dergisi