ETNİK BÖLÜCÜLÜK VE TERÖR-2: DEMOKRATİK KONFEDERALİZM
Taht Oyunları dizisini herkes duymuştur, hatta pek çoğumuz izlemiştir bile. Sizi içine çeken bir evrene sahip olması herhalde en başarılı tarafıdır. Fakat daha başarılı tarafı ise hikâyeyi, yaşanması imkânsız fantastik ögelerin içinde aslında gayet tarihî birkaç gerçekliğe de çekmesidir. Dizi, Yedi Krallık adı verilen bir coğrafyada geçer. Bu krallık klasik Orta Çağ Avrupa’sının feodal yapısından esinlenmiş gibidir. Pek çok aristokrat haneler var. Her hanenin kendine göre haklı bir davası, taşıdığı bir bayrağı ve uğruna mücadele ettiği bir amacı vardır. Starklar adalet için, Lannisterlar iktidar için, Targaryenler meşruiyet için, Greyjoylar özgürlük için savaşır. Her biri kendi penceresinden bakıldığında haksız değildi. Her biri kendi adına konuşup kendi çıkarını savunur, kendi kimliğini merkeze alır. Bu da dizinin ana konusu olan “Taht Oyunları”nı, yani taht kavgalarını doğurdu.
Taht kavgaları uzadıkça düzen çözüldü. Ortak bir gaye kalmadı. Herkes temsil ediliyordu ama kimse bütünün sorumluluğunu üstlenmiyordu. Sonunda ne adalet kazandı ne özgürlük ne de meşruiyet. Kazanan yalnızca yıkım oldu. Dizi, ilk bakışta iktidar mücadelesini anlatıyor gibi görünse de aslında başka bir gerçeği gösteriyordu: Ortak bir gaye olmadan, sadece parça parça davalarla yürütülen siyaset, düzen üretmez; yalnızca kriz üretir. Yani şu soru ortaya çıktı: Bu topraklar kimin için ayakta kalacaktı?
Önceki yazıda söylediğimiz gibi terör örgütü PKK’nın ideolojik söylemini irdelemeye devam ederken günümüzde ve yaklaşık 25 yıldır ağızlarında olan Demokratik konfederalizm kavramına bir sistem olarak yaklaşacağız. “Demokratik konfederalizm” kavramı, terörist başı ve bebek katili Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen ve PKK’nın 1990’lı yılların sonlarından itibaren benimsediği bir ideolojik yaklaşımdır. Bu kavram, PKK’nın ulus-devlet hedefinden demokratik konfederalizm anlayışına geçişinin temelini oluşturur. Bunu daha geniş bir ideolojik sistematiğe oturtmak için önce gaye, sonra da tarifler, kabuller ve uygulama planları üzerinden inceleyeceğiz. Başlamadan evvel şunu belirtmekte fayda görüyoruz: Demokratik konfederalizmin gayesini incelerken onun tarih görüşünü; devlet, millet, sınıf, demokrasi gibi kavramlara yaptığı tarifleri; kabullerini ve uygulama planlarını tartışmayacağız. Gaye seçimi ve bu seçimin konusunda sınırlı kalacağız. Bu konuları ilerleyen yazılarda, sırayla incelemeye çalışacağız.
Gaye
İdeolojiler de tıpkı bu dizideki düzenler gibidir. Bir ideolojiyi anlamak için önce ne vadettiğine değil, kimin için var olduğuna bakmak gerekir. Çünkü “nasıl yöneteceğiz?” sorusu, “kim için yöneteceğiz?” sorusundan önce gelirse, ortaya çıkan şey siyaset değil, sürekli bir kaos hâlidir. Bu nedenle bir ideolojiyi incelerken ilk durulması gereken yer yöntemleri ya da söylemleri değil, onun gayesidir.
Gaye, ideolojinin mensuplarına bir amaç verir. Onu inceleyenlerin, anlamak isteyenlerin veya mensup olmak isteyenlerin ne ile karşı karşıya olduklarını gösterir. Mesela Türk milliyetçiliğinin gayesi “Türk milletinin ebedi bekasıdır”, marksizmin gayesi “proletaryanın hâkim olmasını sağlamaktır”. Gayeler açıktır ve bu gayeler bize ideolojinin “kim için?” olduğunu verir. Türk milliyetçiliği “Türk milleti”, marksizm “işçi sınıfı” içindir. Görüldüğü gibi Türk milliyetçiliğinde gaye nettir. Aslında üç şeyi aynı anda yapıyoruz.
1- Önce muhatap cemiyet birimi açıkça verilir. Millet, fert, aile, ümmet, sınıf vs.
2- Cemiyet birimlerinin ortak özelliği tarihî sürekliliklerinin olmasıdır. Yani millet bir sürecin var ettiği bir birimdir. Tarihî bir köprü kurulur.
3- Gaye bu sürekliliğin korunmasıdır.
Örnekler çoğaltılabilir; liberal-kapitalizm için konu “fert”, feminizm için “kadın” … Görüldüğü gibi burada konular dolayısıyla gaye nettir. Peki, demokratik konfederalizmin gayesi ve dolayısıyla konusu nedir? Demokratik konfederalizmin gayesi kim içindir?
Demokratik konfederalizmin literatüründe dikkat çekici bir durum vardır. Bir kere millet yoktur. Milletin olmayışı önceki yazıda atıf yaptığımız marksizmden gelmektedir. Ancak durum biraz değişir. Demokratik konfederalizm sürekli çoğul, akışkan ve parçalı özneler kullanır: Halklar, toplumlar, kimlikler, yerel topluluklar. Bu tesadüf değildir, stratejik bir hamledir. Çünkü tarihî sürekliliği olan bir cemiyet birimi kabul edilirse onun egemenlik talebini de kabul etmiş olur. Oysa onlar için asıl tehdit egemenliktir. Dolayısıyla bir “milletin bekası” olamaz. Nitekim beka süreklilik demektir, süreklilik ise tarih demektir, tarih ise egemenlik iddiası demektir. Demokratik konfederalizm bunların tamamını sorunlu görür.
O halde gaye nedir? Demokratik konfederalizm bu konuda özellikle net olmaktan kaçmaktadır. Bunun sebebini ayrıca ele alacağız ancak kendi söylemlerinden bazı şeyler çıkarabiliriz. Yazıyı örneklerle boğmak istemediğim için birkaç alıntı ile yetinelim:
“Demokratik konfederalizm, halkların ve toplulukların kendi kendini yönetmesine dayanır.” (…) “Demokratik konfederal sistem, komünler ve meclisler temelinde örgütlenir.” (…) “Toplumsal örgütlenmenin esası yerel topluluklardır.” (KCK Sözleşmesi, 2007)
“Toplumsal kimlikler tarihsel süreçlerde inşa edilir ve yine tarihsel olarak aşılır. (…) Toplum sabit değil, sürekli değişen bir ilişkiler ağıdır. (…) Kimliklerin mutlaklaştırılması, iktidarın yeniden üretilmesidir.” (Abdullah Öcalan – Özgürlük Sosyolojisi, 2011)
“Toplumu devlete indirgemek, özgürlüğün önündeki en büyük engeldir. (…) Devlet, toplumun doğal örgütlenmesinin önünde bir tahakküm aracıdır.” (Abdullah Öcalan – Bir Halkı Savunmak 2004)
“Ortadoğu ve hatta bütün dünya halkları için geçerli çözüm demokratik konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm devlet olmayan, demokratik ulus örgütlenmesidir. Demokratik konfederasyon azınlık örgütlenmesidir; kültür örgütlenmesi, dini örgütlenme, hatta cins örgütlenmesi ve buna benzer örgütlenmelerdir. Buna demokratik ulus ve kültür örgütlenmesi diyorum. Her köyde demokratik bir komün çıkar. Her kültürel örgütlemenin, bunların tümünün birleştirilmesi konfederasyondur. Çizgi olarak yansıtılmalı. Buna devlet olmayan demokratik konfederasyon diyorum.” (Abdullah Öcalan – Demokratik konfederalizm, 2011)
Buraya kadarki alıntılarda net bir cemiyet biriminden bahsedilmediğini görüyoruz. (Daha net cümlelere ulaşamadık ama isteyenler metinleri inceleyebilir.) Aradığımız “kim için?” sorusunun cevabı yok. Onun yerine “halklar, topluluklar” var. Bir de tanımlanmayan “ulus”. Bunların da tarihî olmamasına özellikle dikkat edilir. Çünkü “Toplumsal kimlikler tarihsel süreçlerde inşa edilir ve yine tarihsel olarak aşılır.” denilerek tarihî birikimin önemsiz kılıp ve aslında devletler tarafından dayatılan “ilişkiler ağı” haline getirir. Az önce de belirttiğimiz gibi egemenlik iddiasında bulunacak kimse olmamalıdır. Nihayet bir tanım yapacak........
