We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sahici kimlikler ve samimi niyetler yahut 'Z kuşağına' ikaz

13 0 0
23.06.2021

Bir milletin var oluşu o milletin kendini tanımladıklarıyla yakından ilgilidir. Kendi tabii sürecinde lafız-mefhum bütünlüğünü sağlamış bir toplumun millet olması ve cihanşümul değer üretmesi her zaman olasıdır. Bu var oluşa ait tarif bir bilgiye dair bilinç halinin açığa çıkmasıdır. Bir bilinç hali kendinin farkında olmak ve kendini ötekinden ayırt etmek anlamı taşır. Bu öteki icat etmek değil kendini fark etmektir. Kim(lik) ve ben(lik) sorularına medeni cevaplar üretmektir. Böylece o bir varyant olmaktan çıkıp kendisi olmanın kimliğine sahip olur. Bu tercih bir kültürün ve ötesinde bağlı bulunulacak bir medeniyet bağının ilk adımlarını da zımnen taşır. Bu zımni adımların izleri tarihte aranıp, kültürde kodlanır ve aktüelde yaşanmaya devam eder. Tarih içinde bir kültür zemininde toplum-devlet ve şehir üçlüsü bu yolda kendiliğini bulur. Tarih nedir? “Erol Güngör için tarih bir milletin hayatıdır; yani hayat içinde karşılaşılan ve büyük ölçüde başkalarınınkinden farklı olan şartların ve bu şartlara yapılan tepkilerin hikâyesidir; kültür ise bu tepkilerden doğan inanç, norm ve davranış özellikleridir. Avrupalılaşmayı işte imkânsız kılan şey işte budur. Biz her milletin tarih ve kültürünün o millete mahsus olduğunu kabul ettiğimize göre, her milletin modern teknolojiyi benimseme ve kullanma tarzının da kendine mahsus olacağını kabul etmeliyiz.(Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, İstanbul, 1989, s. 25)” İşte bu imkansızların kurulduğu bilince zemin olan en önemli şeylerden birisi tarihtir. Bilinç bir farkında olmak hali ise eğer “Tarih şuuru, tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak demektir. İnsan tarih olaylarını manalı bir bütün içindeki parçalar hâlinde gördüğü anda “tarih şuuru” kazanmış olur. Millî devletler “millî tarih şuuru” üzerinde kurulur. Millî tarih şuuru millete ait tarihin basit vakalar yığınından ibaret değil de, bugünkü kaderi çizen manalı bir zincirin halkaları hâlinde anlaşılması demektir. Milliyetçilerin savunduğu bir millî tarih şuuru o milletin insanlarını belli bir millî benliğe sahip kimseler hâline getirecek, bu da ortak tarihe sahip insanların yine ortak çalışma ile kuvvetli bir istikbal verebilecekleri fikrini kuvvetlendirecektir. Tarih şuuru sayesinde arkamızda sonsuz bir geçmişin bulunduğunu ve önümüzde sonsuz bir geleceğin bulunabileceğini düşünebiliyor, bu düşüncenin verdiği azim ve metanet içinde hareket edebiliyoruz.(Güngör, Kültür Değişmesi, s. 75.)” Bilgisi ve bilinci ile tarih bizi kendimiz kılar. Bu bakımdan tarih karmaşalarından çıkmak, kurgu tarih tuzaklarına düşmemek fevkalade hayatidir. İşte burada tarihin ve kimliğin esas kaynaklarını tetkik ve tahkik önem taşır.

Bu yolda kronolojik bir sıra takibiyle burada evvela Kutadgu Bilig ile başlamak isabetli olacaktır. Zira Türklerin İslâm Medeniyeti dairesine girişlerinin şafağında yazılan bu eserin evvelindeki bilgiler son derece ehemmiyetlidir. Yusuf Has Hacib, milliyetçilik kavramına sağdan-soldan farklı dinamiklere dayanmakla birlikte, lafızda birleşen bir kesimlerin müttefik ötekileştirme kavramı olan ve aslında sorunların arkasındaki iç sıkıntıları ve emperyalist gerçekleri yahut bağları maskelemeye, örtmeye yarayan ve mahut mağduriyetlerden beslenen bazı mihrakların millilik! söyleminin karşısına koyduğu Kemalist bir icat gibi bakan kafanın zannının aksine, ideolojik bağları olmayan, Fransız ihtilalinden habersiz, milliyetçilik kelimesini dahi duymadan, Türkçülük kelimesinin lügatlerde yer almadığı bir devirde, İslamcılıkla alâkalı herhangi bir ezilmişlik ve geri kalmışlık........

© Yeni Söz


Get it on Google Play