Oyunun yeniden kurulan sahnesi

Doğduğum yıl, 1982. Darbe sonrası sessizliğin, herkesin birbirine fısıltıyla konuştuğu, siyasetin adeta yasak bir meyve olduğu yıllar. Oysa sessizliğin içinde, bir önceki kuşağın hâlâ kanayan bir yarası vardı: 27 Mayıs. Babalarımızın anlatmadığı, gazetelerde yazılmayan, ama evlerin duvarlarına, sokakların taşlarına, toprağın altına işlemiş bir hikâye. Ben bu hikâyeyi, çocukluğumda dedelerimin köy odalarındaki fısıltılı sohbetlerinden, kenarı yanmış gazete kupürlerinden, radyolardan gelen resmî ve soğuk sesin yankılarından duyarak büyüdüm. Ama asıl öğrendiğim, 27 Mayıs’ın sadece bir tarih olmadığıydı. Bir oyundu. Bir kumpastı. Ve o oyun, yıllar sonra, benim yetişkin olduğum yıllarda, aynı sahnenin üzerinde, aynı dekorlarla, sadece oyuncular değişerek yeniden sahneleniyordu.

1950’li yılların Türkiye’sini düşünün. Savaş sonrası yorgunluğu, yokluğu, çok partili hayata geçişin heyecanı. Demokrat Parti, CHP’nin tek parti tahakkümüne karşı halkın kalbine dokunan bir sesle iktidara geliyor. Adnan Menderes, kendi topraklarını çalışanları arasında bölüştürerek üzerlerine tapu ettirmiş, Ege’nin bereketli topraklarından çıkmış, dünyadaki tek ‘toprak beyi’. Halkın içinden biri. On yıl boyunca, Anadolu’nun her kasabasına yol götürüyor, traktörler dağıtıyor, camileri açıyor, ezanı Arapçaya çeviriyor, halkın bastırılmış sesini devletin kürsüsüne taşıyor. Ama işte o an, birileri için tehlike çanları çalmaya başlıyor. Çünkü Menderes, bir yandan iktidarda bir yandan da halkın gönlünde taht kuruyor. On yıl boyunca sandıktan sandığa koşuyor, her seçimde oyunu artırıyor. Ve bu, laik, bürokratik, vesayetçi zihniyet için dayanılmaz bir hale geliyor.

O yıllarda, Menderes’e yapılanları bugünün gözüyle okumak, tüyler ürpertici bir benzerliği gözler önüne seriyor. 6-7 Eylül olayları... Bir gecede, İstanbul’un Rum azınlığına yönelik yağma ve tahribat. Sonra soruşturmalar, “hükümetin parmağı var mı?” tartışmaları. Özellikle CHP ve muhalif çevreler tarafından “diktatörlük”, “yolsuzluk”, “gençleri öldürüp kıyma makinelerine atma” ve “gayrimeşru bebek davası” gibi çok ağır iftiralar. Bu iftiralar, halkı kışkırtmak ve askeri müdahaleye zemin hazırlamak için kullanılmış. Asıl amaç, Menderes’i zayıflatmak, itibarını sarsmak. Menderes, halkın sevgisiyle ayakta durmaya........

© Yeni Şafak