İsra ve Mirac: “Lâ”dan “illâ”ya... İki “gece yolculuğu”…

O kadar manevî bir açlık yaşıyoruz ve o kadar kirlendik ki toplum olarak.

Bu gece bir nebze olsun bizi silkeleyip kendimize getirecek bir gece.

Mübarek üç ayların en lezzetli gecesi İsrâ ve Mirac hâdiselerinin gerçekleştiği mübarek Mirac Gecesi.

İsrâ ve Mirac hâdiseleri, çok derin anlamlar içeren ve derin mesajlar veren iki olağanüstü hâdise, dünyayı terkediş ve adım adım ilâhî hakikate yükseliş yolculuğu...

İslâm'ın temel özelliklerini özetleyen ve insanı kendine getirerek yüceler yücesi mertebelere yükselme imkânı sunan muazzez iki diriliş yolculuğu bu.

Bugün Allah’ın bir lûtfu olarak âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’e (sav) bahşedilen İsra ve Mirac yolculuklarını yazdığım bir metni, tozunu alarak, özlü ilavelerle bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum.


YENİDEN DOĞUŞ VE YENİLENEREK DOĞRULUŞ

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (sav), bu gece iki aziz ve leziz yolculuk gerçekleştirdi: Önce Kudüs'e götürüldü. Ardından arş-ı a’lâ’ya, sidretü’I-müntehâ’ya, yani, nihâi, “son nokta”ya...

Kudüs’e yapılan ilk yolculuk, yani İsrâ hâdisesi, Hakikat Yürüyüşü’nün başlangıç noktası’ydı. Yol’a çıkıştı. Yol’a çıkılmıştı...

İkinci hâdise, yani Mirac, İlâhî Huzur’a Yüksel/ti/liş’ti. Yolculuk’tu. Asıl yolculuk buydu.

İki hâdise de, olağanüstüydü, beşerüstüydü; zamanlar ve mekânlarüstüydü. Mülk âleminden melekût âlemine yapılan yolculuklardı.

İnsanı, beşerî putlardan........

© Yeni Şafak