We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İnsansız, kalpsiz ve ruhsuz bir dünyaya “hayır!” diyecek sadece biziz ama biz yokuz…

193 223 10
03.09.2021

Aşı dayatmasının toplumda sosyal ve siyasî travmalara yol açacağını, aşının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da söylediği gibi gönüllü olması gerektiğini daha önce yazmış ve tartışmıştım. Bu konuda ülkemizin yöneticilerinin toplumda dalga dalga büyüyen aşı dayatması rahatsızlığının ülkeyi kaosa sürükleme istidadı taşıdığını bir kez daha hatırlatarak bendeniz bu yazıda da yaşadığımız felâketi daha uzun soluklu, daha köklü ve felsefî temellerine inerek okumaya çalışacağım…

BAŞKALARINI CEHENNEM OLARAK GÖRMEK!

“Başkaları cehennemdir,” demişti Sartre. Bu tespitiyle, Batı uygarlığının başkalarını cehennem olarak gördüğüne dikkat çekmek istemişti Fransız üstad.

Bir uygarlık düşünün… Kendisini başkası üzerinden tanımlıyor. Ne olduğunu değil de, ne olmadığını öncelikle vurgulayan bir uygarlık, aslında ne olduğunu bilmeyen bir “şey” demektir.

Evet, “şey”dir sadece ve her şeyi şeyleştirmekten çekinmeyecektir.

Bu yazıda işte bu şeyleştirme hikâyesinin bir tablosunu çizeceğim…

Kendisini başkası üzerinden tanımlayan bir uygarlık, kalpsiz demektir; ruhu öldürecek, hâkim olduğu her yeri ruhsuzlaştıracak demektir.

UYGARLIKLARIN ŞİŞKİN EGOLARI VARDIR, MEDENİYETLERİN İSE KALPLERİ VE RUHLARI…

Uygarlıkların şişkin, şımarık, kibirli egoları vardır ama kalpleri yoktur. Oysa medeniyetlerin kalpleri vardır her şeyden önce. Kalpleri ve ruhları.

Uygarlık ile medeniyet bu kadar ayrı kavramlar ve hatta ayrı dünyalar mıdır?

Elbette.

Uygarlık, araçları kutsar, amaçları yok sayar. Sonuçta amaçlarını yitirir ve araçların kölesi hâline gelir. Her şeye hâkim olma güdüsü, insanı güder. Hâkim olduğu şeyin mahkûmu yapar insanı.

Araçların kutsandığı yerde, insanın kalbi yoktur, taşlaşmıştır. Ruhunu yitirmiş,........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play