We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Üçüncü sektör

15 5 1
12.04.2022

Türkiye, hanehalkının otonom harcamalarının fiyat elastikiyetinin düşük olması nedeniyle bir ikilem içine düşmüş görünüyor. Ya da şöyle ifade edeyim, Türkiye, zorunlu tüketim ürünlerinin sürekli artan fiyatları karşısında hanehalkının kayıtsız kalmak durumunda oluşunun zorluğunu yaşıyor. Hatta şunu da söyleyeyim, Türkiye, hanehalkının perakende işletmeler tarafından rehin alınmış durumda oluşuna karşı fedakârlıklarının karşılık bulmadığını görüyor.

Bu şartlar altında da devletin piyasaya müdahalesinin bir politika olarak talep edilmeye başlanmış olması normal görünüyor. Bu da liberal bir ekonomi için ikilem anlamına geliyor.

Fakat Türkiye temel bir yanlışlıkla bu duruma geldi. Bu temel yanlış da Osmanlı sonrası kapitalist düzenleme yaklaşımını benimserken üçüncü sektörü kurban vermesiydi. Osmanlı’da mülkiyet üçe ayrılmaktaydı. Özel mülkiyet, kamu mülkiyeti ve Tanrı mülkiyeti olarak da tasnif edilebilecek vakıf mülkiyeti. Üçüncü sektör de işte bugün büyük oranda model dışında kalan vakıf mülkiyetiydi. Oysa kapitalistler dahi üçüncü sektörü tam karşılamasa da kooperatifçiliğin arkasında güçlü durdu.

Mesela Avrupa’da bugünkü kıtlık sorunları mülkiyet kaynaklı değil, kendi kendilerine gıdada yetmemeleri kaynaklıdır. Türkiye’deki sorun ise kendine yetmeme sorunu değil mülkiyet sorunudur. Türkiye için sorun kıtlık sorunu da değil, kıtlık algısı sorunudur.

Bu yüzden üçüncü sektörünü korumuş ve geliştirmiş olsa kamu müdahalesi gibi bir ihtiyaç da olmayacaktır. Sivil toplum kendi müdahalesini kendi yapabilecektir. Hatta onu da geçelim sadece tüketim kooperatifleri etkin olsa bu sorunlar büyük oranda yaşanmayacaktır.

Çünkü kooperatifteki fiyat ne olursa olsun tüketicinin yani kendi ortağının harcaması değil, tasarrufudur. Özel girişim var olmak istiyorsa bu tasarrufu önden iskontolamak........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play