Hiçbir para bir diğerine karşı değer kazanmaz. Bir paranın diğerine karşı değeri düşebilir.

Yerleşikler için yurtiçi dövizin değerinin düşüşünü arz-talep dinamikleri içinde kaçınılmaz hale gelecek şekilde, bilerek yahut bilmeyerek, örgütleyip bundan kâr elde ettiğini sanmak, sadece saflıktır.

Yeterince açık ifade etmiş oldum ama Türkiye’de yıllarca beslenip yerleştirilmiş olan paralara yatırım aracı muamelesi yapma alışkanlığı nedeniyle biraz daha açıklamam gerektiğini tahmin edebiliyorum;

Türkiye’den bir işletme düşünün. Böyle bir işletmenin varlıklarının değerlemesi her halükarda TL cinsinden yapılır. “Yok, biz döviz cinsinden değerleniyoruz” diyen, döviz cinsinden varlıklarına fiyat verilmesiyle değerlemeyi karıştırıyordur. Borsada şirketlerin TL cinsiden değerlenmesi yeterince fikir vermelidir. (Zaten cirosunun, aktiflerinin, kârlarının ve şirket değerinin diğer bileşenlerinin TL olduğunu hepsi bilir. Yani dolar cinsinden fiyatlanması TL cinsinden değerlendiği gerçeğini değiştirmez.)

Şimdi, bu işletme, birçok başka işletmeyle beraber varlıklarının bir bölümünü dövize çevirdiğinde (döviz alınıp satılmaz, dönüştürülür) aslında yapmış olduğu eylem; kendi TL varlıklarının değerinden çalmaktır. Toplamda varlıkları artmaz. Yabancı döviz lehine arz-talep dengesini bozduğu kadar, döviz cinsi varlıkları artmadığı halde, bu varlıkların TL cinsinden raporlaması artı gösterir. Gerçekte hepsi yataydır. Halen TL cinsinden olan varlıkları da yataydır ama TL değer kaybetmiştir, döviz cinsinden raporlanmak istendiğinde bu kayıp kendisini gösterir. İşletme, kendisini kendisi aleyhine, referans aldığı para cinsinden (dolar) TL varlıklarının değer kaybı kadar fakirleştirmiştir. Gene kendisini kendisi aleyhine, referans almadığı para cinsinden (TL) yabancı dövizleri nispetinde zenginleştirmiştir. Yani kâr diye bir şey yoktur. Bu eylemiyle TL’nin değer kaybına odun taşımış ve sonuçta kendinden çalmıştır. TL cinsinden geliştirdiği varlıklarını, dövize dönerek değersizleştirmiştir.

İşletmenin varlıklarının çoğu dövizse başkalarından da çaldıkları vardır. Sıfır TL varlık durumundaysa ki bu ancak yurtdışı spekülatör/manipülatör olabilir o herkesten çalmıştır.

Gene de bu iki profilin çalma eyleminin gerçekleşmesi için değer kaybettirdikten sonra yeniden TL’ye geçmeleri gerekir. Ama TL’ye dönmezlerse reelde ucuza TL varlık elde edip bu sefer tersinden doların TL karşısında değerini düşürme imkânları da oluşmaz. Kendi enflasyonuyla aşınan dolar stokuyla öylece bekler kalırlar.

Kendi kendini fakirleştirmenin Türkiye’de bir diğer boyutu daha vardır; krediyle fakirleşme. Yanlış yönetilen bankaların ve iş bilmez işletme finansçılarının bir eylemi olarak Türkiye’de krediyle dövize dönenler sadece mudilerden çalmadılar. Biraz önce tarif ettiğim mekanizmayı işleterek kendilerini de fakirleştirdiler. Bilmedikleri bir şey daha yaptılar; kredi maliyetlerini yükselterek ileri dönük de fakirleştiler.

Bir işletme TL cinsinden kredi alıp dövize dönüyorsa şunu bilmelidir ki bir sonraki kredisini kesinlikle çok daha pahalıya, çok daha kısa vadede alacaktır. Eğer alabiliyorsa tabii. Çünkü kredi verip döviz aldıran banka batıp gitmiş de olabilir. (Diyelim ki KKM gelmiştir ve bankalar, bankacılık normlarının tamamen dışına çıkarak kendilerini sürükledikleri iflastan kurtulmuştur.) Dolarizasyon nedeniyle TL artık kıt varlık olacağından ve kredileri amacı dışında kullandırdıklarından bankalar, yeni kredileri daha yüksek maliyetle (oran/vade) sunabilecek duruma düşerler. Bankaların varlık nedeni yatırımların finansmanıdır. Bankalar yatırımları finanse ettikçe git gide daha uyguna kredi verecek bir zemin oluşur. Son dönemdeki gibi yanlış finansmanlar yaptıkça git gide daha sığ bir kredi piyasası meydana çıkar.

Kredi çekip döviz alanlar, artık sığlaşan bu piyasadan daha yüksek faiz ödeyerek kredi almak durumunda kalır ve daha da fakirleşirler.

Varlıklarını ya da ödünç aldıkları başkasının varlıklarını dövize çevirenler doğrudan kendilerini nasıl fakirleştirdiklerini bilmeyi hak ettikleri için bunları anlattım. Sadece bankalar değil, finans yöneticileri de yeterince haberdar olmadığı için anlattım. Müşterisini ya da patronunu zengin ettiklerini düşünenler onları ve herkesi nasıl fakirleştiriyorlar anlaşılsın diye anlattım.

Bunu bilmek fayda veriyor mu? İlk defa anlatılıyor, ilk defa işitiliyorken veriyordur.

Faiz indirimi

Merkez Bankası politika setinde kararlılık anlamına gelen bir adım attı. Politika faizini 100 baz puan indirerek %13’e çekti. Enflasyona, kura veya piyasa faizine etkisiyle değil, bu politikadan dönüş olup olmadığına dair merakı gidermesiyle önemli olan bir karardı. Belki politika seti ekonomik aktörler için ilk defa şimdi planlarını yeniden gözden geçirecek kadar gerçek oldu. Yani ekonomik birimler ancak bu kararla yeni politikaya göre kendilerini yeniden formatlamayı düşünmeye başlamış olmalılar. İkna olup olmamaları ayrı, fakat mümkün olup olmadığını ve kendilerini nasıl konumlandıracaklarını düşünmeye başlamaları ayrı. Bu, kararın davranışsal yönü. Bir de enflasyon-büyüme denklemindeki yerine bakmak lazım.

Faiz indirim kararının anlattığı; büyümede baz etkisine teslim olmamaktır, diye okudum. Geçen yılın ikinci yarısında özellikle de son çeyrekte büyüme çok güçlü idi. Bu sene baz etkisiyle geri düşmemek için Merkez Bankası’nın bu kararı aldığını anlıyorum. (Son çeyrek için yeniden indirim beklentisi de böylece zemin buluyor.) İşsizlik azalırken enflasyonun hızının Temmuz’da yavaşlamış olması faiz indirimi için Merkez Bankası’nın yaklaşımı içinde alan açmış olmalı diye düşünüyorum.

Son not: Merkez Bankası’nın “talebin yatay olduğunu” tespit ettiği bir aralığın ardından faiz indirim kararı alması ilerisi için bir referans veriyor olabilir. Aynı tespitin üzerinde tekrar durursa yeniden indirim beklenebilir.

QOSHE - Dolar tutanlar kâr eder mi? - Yusuf Dinç
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dolar tutanlar kâr eder mi?

11 1 1
23.08.2022

Hiçbir para bir diğerine karşı değer kazanmaz. Bir paranın diğerine karşı değeri düşebilir.

Yerleşikler için yurtiçi dövizin değerinin düşüşünü arz-talep dinamikleri içinde kaçınılmaz hale gelecek şekilde, bilerek yahut bilmeyerek, örgütleyip bundan kâr elde ettiğini sanmak, sadece saflıktır.

Yeterince açık ifade etmiş oldum ama Türkiye’de yıllarca beslenip yerleştirilmiş olan paralara yatırım aracı muamelesi yapma alışkanlığı nedeniyle biraz daha açıklamam gerektiğini tahmin edebiliyorum;

Türkiye’den bir işletme düşünün. Böyle bir işletmenin varlıklarının değerlemesi her halükarda TL cinsinden yapılır. “Yok, biz döviz cinsinden değerleniyoruz” diyen, döviz cinsinden varlıklarına fiyat verilmesiyle değerlemeyi karıştırıyordur. Borsada şirketlerin TL cinsiden değerlenmesi yeterince fikir vermelidir. (Zaten cirosunun, aktiflerinin, kârlarının ve şirket değerinin diğer bileşenlerinin TL olduğunu hepsi bilir. Yani dolar cinsinden fiyatlanması TL cinsinden değerlendiği gerçeğini değiştirmez.)

Şimdi, bu işletme, birçok başka işletmeyle beraber varlıklarının bir bölümünü dövize çevirdiğinde (döviz alınıp satılmaz, dönüştürülür) aslında yapmış olduğu eylem; kendi TL varlıklarının değerinden çalmaktır. Toplamda varlıkları artmaz. Yabancı döviz lehine arz-talep dengesini bozduğu kadar, döviz cinsi varlıkları artmadığı halde, bu varlıkların TL cinsinden raporlaması artı gösterir. Gerçekte hepsi yataydır. Halen TL cinsinden olan varlıkları da yataydır ama TL değer kaybetmiştir, döviz cinsinden raporlanmak istendiğinde bu kayıp kendisini gösterir. İşletme, kendisini kendisi aleyhine, referans aldığı para cinsinden (dolar) TL varlıklarının değer kaybı kadar fakirleştirmiştir. Gene kendisini kendisi aleyhine, referans almadığı para cinsinden (TL) yabancı dövizleri nispetinde zenginleştirmiştir. Yani kâr diye bir şey yoktur. Bu eylemiyle TL’nin değer kaybına odun taşımış ve sonuçta kendinden çalmıştır. TL........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play