Yeni Şafak · Yusuf Dinç - Cari açık ve Türkiye Ekonomi Modeli

Türkiye Ekonomi Modeli’nin amaçlarından biri cari açığın ihracat yoluyla kapanmasıdır. Fakat modelin uygulamasına geçişle beraber cari açık miktarında güçlü artışlar görüldü. Bu durum modelin başarısızlığı yahut yanlışlığının karinesi olarak gösterildi. Ya gerçek böyle değilse? Türkiye Ekonomi Modeli’ne geçilmesi cari açığın daha büyük olmasını engellemişse?

Bu soru gerçekten üzerine düşünülmesi ve matematik ilişkilerin hesaplanarak çözümlenmesi gereken bir mahiyettedir. Amacım ortadaki fenomene doğru soruların sorulmasıdır. Sadece modelin ortaya çıkardığı durumun değerlendirmesini yaparken hakkaniyetli olmak adına bu soruyu soruyorum. Çünkü ben görüyorum ki model, iktisatçılar arasında bir kamplaşmayla bilim alanının dışına itilmeye çalışıyor. Buna skolastik zihinler değil, bilimsel yöntemler karar verecektir. Hem skolastik iktisat modelin sadece uygulamalarına değil, amaçlarına da karşı. Yani Türkiye’nin iktisadi bağımsızlığı gibi bir dert yok.

Aksine Türkiye’nin iktisadi bağımsızlığının gerçekleşmemesi için Türkiye Ekonomi Modeli’ni kendisine bir kaldıraç olarak kullananlar dahi var. Türkiye Modeli uygulamasıyla ana akım yaklaşımlara ters düştüğü için bağımsızlık mücadelesinin aleyhine giderken kitleleri arkalarına almada onu kaldıraç olarak kullanabileceklerini düşünüyor olabilirler. Ama sanki deşifre oluyorlar. Arkasına saklandıkları makul iktisatçı ya da ana akımcı eleştiri zırhı onların, amaçların karşısında olduklarını gizlemeye yetmiyor artık.

Türkiye, geldiği durumda dünyanın içinden geçtiği, çoklarını 2024’e bazılarını daha ileriye kadar oyalayacak olan bugünkü krizden erken toparlanarak 2023’te çıkabilir. Bu belli uygun stratejilerle pekâlâ mümkündür ve Türkiye’nin geleceğiyle ilgili mevcut olan iyimserlikleri yükseltebilir.

Türkiye cari açığın gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı bakımından daha iyi bir yerde olacak. Aşağıdaki grafik IMF tahminlerini içeriyor. Türkiye’nin benzerliklerinin fazla olduğu BRICS ülkeleriyle beraber incelenebilmesi hazırladığım grafikten mümkün. Türkiye’nin trendi kırılgan beşli, Avrupa gibi örneklerle incelendiğinde de diğer ülkelere benzer. En yakınsadığı ekonomi ise Hindistan… Bu iki ekonominin karakteri gerçekten birbirine benziyor. Savaş sonrası stratejiler içindeki konumları bakımından da Türkiye ve Hindistan ön plana çıkıyor.

Grafikteki IMF tahminleri Türkiye Ekonomi Modelini ne denli projeksiyonlarına katıyor, katıyorsa etkisi nedir, bilinmiyor. Bu bakımdan Türkiye’nin mevcut cari açık ilişkilerinin ekonometrik olarak ele alınması gerekiyor ki anlamlı bir projeksiyon elde edelim.

Peki, OVP’ye de benzer olan IMF tahminlerini göz önünde bulundurursak cari açığın gayrısafi yurtiçi hasılaya oranının azalmasını Türkiye için nasıl yorumlamak lazım? Bunun müspet yorumu, ithal ikameci üretim, az teknoloji ürün ihracatından orta ve ileri teknoloji ürün ihracatına geçiş şeklindedir. Böyle gelişmesi cari açığın gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının azaldıkça azalması şeklinde gelişir. Çünkü ilgiyi ve yatırımı kendinde toplayan ekonomi sinerjisini artırır. Bu yönde bir gelişme umuluyorsa cari açığın gerçekten düşünüldüğünden hızlı kapanması da mümkündür.

Türkiye’nin bu müspet yorum için henüz zamanı var. Zaten bu denklem bir işlese fazla durumuna geçmek işten değildir.

Başka bir yorum Türkiye’nin mevcut trendine verilebilir. Daha iyi ama kronik olarak açık durumu mevcut trendin normalidir. Ama burada da başka bir durum karşımıza çıkıyor; enerji tarafında beklenen gelişmeler. Türkiye mevcut trendine ek olarak enerji desenini değiştirebilir veya enerji bağımlılığını azaltabilir. Enerji deseninde yenilenebilire geçiş Türkiye’nin hikâyesine katkı sağlar ama kısa vadede asıl katkı kendi öz fosil kaynaklarını elde etmesi yahut enerji üssü olarak pazarda ihracatçı duruma geçmesinden gelir. Bu senaryolar da cari açığın kapandıkça kapandığı bir ilişki ortaya çıkarabilir.

Türkiye’nin potansiyeli var. Türkiye Ekonomi Modeli’nin bu potansiyelin kendini gerçekleştirmesine ne kadar katkı sağlayacağı ise modelin ilk yılını tamamlamaya yaklaştığımız bu günlerle beraber hesaplamalara konu edilebilir. Hem Türkiye’den hem de muadillerinden veriler geldikçe de modelin katkısı veya zararının anlaşılması mümkün olacak. Bu hesaplamalarla tahminlerin yeniden şekillendiği ilginç bir 2023 Türkiye’yi bekliyor.

Katılım Finans Akademisi yeterli değil mi?

Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksal Aşan, A Para tarafından düzenlenen Finansın Geleceği Zirvesindeki konuşmasında Katılım Finans Strateji Belgesinden ve Katılım Finans Kanunu’yla ilgili beklentilerden bahsetti. Odağa katılım finansı almasını değerli buldum. Gün geçtikçe ihtiyacın büyüdüğü Katılım Finans Kanunu’nun çok yakında yürürlüğe girmesini beklediklerini aktarması önemliydi.

Bunlar önemliydi ama katılım finansın akademik boyutunun yetersizliğinin sektörün asıl zaafı olarak değerlendirilebileceğini de söyledi. Elbette daha fazlası mümkündür ama Katılım Finans Strateji Belgesi’ne dahi 27 akademisyen katkı vermişken, lisans, yüksek lisans, doktora seviyesinde kürsüler kurulmuş ve mezunlar verilmişken mevcut durumu biraz göz ardı eden bir yoruma çıkmış oldu. Herkes hala akademik olarak alandan fellik fellik kaçarken (finansçılar dâhil) fena bir yerde değil Türkiye.

Ben akademinin çok daha fazla gelişeceğine inanıyorum ama mevcut kapasiteyi de göz ardı etmemek lazım.

QOSHE - Cari açık ve Türkiye Ekonomi Modeli - Yusuf Dinç
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Cari açık ve Türkiye Ekonomi Modeli

13 2 3
01.11.2022

Yeni Şafak · Yusuf Dinç - Cari açık ve Türkiye Ekonomi Modeli

Türkiye Ekonomi Modeli’nin amaçlarından biri cari açığın ihracat yoluyla kapanmasıdır. Fakat modelin uygulamasına geçişle beraber cari açık miktarında güçlü artışlar görüldü. Bu durum modelin başarısızlığı yahut yanlışlığının karinesi olarak gösterildi. Ya gerçek böyle değilse? Türkiye Ekonomi Modeli’ne geçilmesi cari açığın daha büyük olmasını engellemişse?

Bu soru gerçekten üzerine düşünülmesi ve matematik ilişkilerin hesaplanarak çözümlenmesi gereken bir mahiyettedir. Amacım ortadaki fenomene doğru soruların sorulmasıdır. Sadece modelin ortaya çıkardığı durumun değerlendirmesini yaparken hakkaniyetli olmak adına bu soruyu soruyorum. Çünkü ben görüyorum ki model, iktisatçılar arasında bir kamplaşmayla bilim alanının dışına itilmeye çalışıyor. Buna skolastik zihinler değil, bilimsel yöntemler karar verecektir. Hem skolastik iktisat modelin sadece uygulamalarına değil, amaçlarına da karşı. Yani Türkiye’nin iktisadi bağımsızlığı gibi bir dert yok.

Aksine Türkiye’nin iktisadi bağımsızlığının gerçekleşmemesi için Türkiye Ekonomi Modeli’ni kendisine bir kaldıraç olarak kullananlar dahi var. Türkiye Modeli uygulamasıyla ana akım yaklaşımlara ters düştüğü için bağımsızlık mücadelesinin aleyhine giderken kitleleri arkalarına almada onu kaldıraç olarak kullanabileceklerini düşünüyor olabilirler. Ama sanki deşifre oluyorlar. Arkasına saklandıkları makul iktisatçı ya da ana akımcı eleştiri zırhı onların, amaçların karşısında olduklarını gizlemeye yetmiyor artık.

Türkiye, geldiği durumda dünyanın içinden geçtiği, çoklarını 2024’e bazılarını daha ileriye kadar oyalayacak olan bugünkü krizden erken toparlanarak 2023’te çıkabilir. Bu belli uygun stratejilerle pekâlâ mümkündür ve Türkiye’nin........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play