FED’in oyununu bu köşeden neredeyse 1 yıl önce deşifre ettikten sonra bütün dünya birden farkına varmış gibi faiz artışlarına karşı FED’e ihtar geçmeye başladı.

Gerçekte FED, dolar karşısında diğer paraların değerini düşürecek politikalarla yurtdışından ucuza mal alıp yurtiçi enflasyonunu düşürmeyi amaçlıyordu. Son dönemdeki enflasyon sorununun kaynaklarından en önemlisi FED’in yarattığı para arzı olsa da bilanço küçültmek yerine faiz artırmayı seçmesi bu yüzdendi.

Herkes kötü olsun ben iyi, anlamına gelen bir politika hattında ilerledi. Oysa bilançosunu küçültse faiz artışlarına ihtiyaç duymadan hem kendi hem dünya için daha iyi bir ortam yaratabilirdi.

Amerika küreselleşmesinden vazgeçerken kendince FED de pozisyon aldığından bu doğru tercihe girmedi.

Amerika bütün kurumlarıyla “make America great again” sloganının arkasından koşuyor. Amerika’yı yeniden büyük yapmanın yolu ise herkesi kötü yapmakta görülüyor.

Ama kendi de çok iyi değil. Üstelik Amerika dört başı mamur bir ülke... Enerji kaynakları var, üretimi var, tarımı var, turizmi var, madenciliği var, güvenlik var, kimya var, uzay var, ne ararsan var. Bu yüzden kötü duruma düşmesi neredeyse imkânsız görünse de kırılganlıkları var.

Teknik resesyon durumunu ithalat-ihracat netinden kaynaklandığı için ve bunu biraz önce ifade ettiğim üzere bilerek yaptığı için gerçek bir resesyon olarak kabul etmiyor. Meseleyi dünya uyanmasın diye buradan yorumlamıyor bile. Artan istihdama vurgu yapıyor.

ABD’de işsizlik rakamları, pandemi kısıtları kalktığından bu yana hizmetler sektörünün yeni açılmasının kaldıracıyla düşüyor. Resesyon durumu da bu ilişki üzerinden inkâr ediliyor. Fakat bu noktada da kendini kandırıyor gibi geliyor; işte, Amerika’nın kırılganlığı da bu.

FED küreselleşmeden vazgeçerken sadece ve yalnızca kendi imparatorluğunu yıkıyor.

Hayli dikkat çekici olacak ama sanki Amerikalılar mecbur kaldıkları için çalışıyorlar, demek geliyor içimden. Sosyal devlet ABD’de gerçek bir yokluksa; mevcut şartlar Amerikalıları çalışmaya icbar ediyordur, denebilir.

Sadece Amerikan sosyal güvenlik numarası var diye, kimse işsiz güçsüzlere artık kredi vermiyorken Amerikalılar için çalışmaktan başka hayatta kalma şansı görünmüyor. ABD’deki istihdam gelişimi, FED politikasını olması gerektiği gibi tadil etmezse tersine dönecek gibi duruyor.

Bu şartlarda 2023’ün dünya ekonomisi için çok zor geçeceği de söylenebilir. Türkiye’nin baz etkisini iyi kullanıp önünü açması lazım.

Türkiye’nin avantajları, dezavantajlarından fazla gözüküyor. İşsizlik rakamlarını, TÜİK’in açıkladığı son verilere göre, tek haneye düşürmesi mesela ABD özelindeki gibi yorumlanamaz. Türkiye’nin istihdam gelişimi büyümesiyle paralel seyrediyor. Mecburen değil, biraz da iştahla çalışıyor Türkiye. Artışın sektörel dağılımı, gelişmiş ekonomilere göre daha dengeli. İstihdam artışını ücret artışlarının akamete uğratmaması da belirleyici… Aynı durum ABD için de var ama Türkiye’deki nispette değil.

Biraz yeni işler üretilse Türkiye’nin istihdam dinamikleri ve ücret sorunu hem işverenler hem çalışanlar için daha doğru bir noktaya gelecek. Mevcut ekonomi politikalarından murat da budur, diye anlıyorum.

Asgari Ücret Ne Kadar Olur?

Türkiye’de 25 milyon çalışan var. Bunların %13’ü, yani 3,2 milyonu kamu çalışanı. Kamu çalışanlarını bir tarafa koyarsak reel kesimde 2002’de %50 civarında olan asgari ücretli sayısının 2020’de %40 seviyesine indiği raporlanıyor.

Bu son yirmi yıllık performans, arzu edilen nispette asgari ücretli sayısının düşürüldüğüne işaret ediyor, denemez.

Daha adil bir gelir paylaşımı için istihdamı artırırken asgari ücretli sayısını daha fazla düşürmek gerekiyor. Ama evvela nereye kadar düşürmek gerektiğini bilmeliyiz. Biraz önce arzu edilen dedim ama böyle bir arzu var mı, varsa bunun şiddeti nedir, yani hangi orana çekilmelidir, bilmiyoruz. Sadece Bakan Vedat Bilgin’in işçilere yaptığı sendikalaşma çağrısının, asgari ücretli sendikalı bulunmadığı üzerinden bu anlamdaki bir arzuya işaret ettiğini biliyoruz.

Bu şartlar altında ücret artışlarının asgari ücretli oranını düşürmeye katkı verdiği de söylenemez.

Mevcut dinamikler, madem asgari ücretli sayısı düşmüyor, asgari ücret artmalı gibi bir durumu gerekçelendiriyor.

Tek çözüm katma değerli işler yaratmak. Ancak bu olana kadar asgari ücreti de biraz önce söylediğim gerekçeyle güçlü tutmak gerekiyor.

Aslında işverenler, asgari ücret belirleniyor diye asgari ücretten istihdam yapmak durumunda değilsiniz, gibi söylemlerle cesaretlendirilmeye çalışıldı. Hem daha dengeli bir bölüşüm için üzerlerindeki faiz yükü de alındı.

Ücretler doğru seviyeye gelmez, mevcut çıkarcılık dinamikleri müşterilerle beraber çalışanları da hedef almaya böyle devam ederse işverenler kârlarını yeniden faizcilere bırakmak durumunda kalacaktır.

Hükümetin açıklamalarından asgari ücretin Ocak ayında geçen seneki gibi geri dönük enflasyonla değil, ileri dönük beklentilerle artırılacağını anlıyorum. Bu yaklaşımı yapıcı ama eksik buluyorum. Ben ücret ilişkilerinin enflasyonun bir fonksiyonu olarak görülmesine karşıyım. Tıpkı faizin enflasyonun bir fonksiyonu olarak görülmesine karşı olduğum gibi. Çünkü bu yaklaşım faizi enflasyonla meşrulaştırmaya zemin yaratıyor.

Şimdi gelelim yapıcı ama eksik olan bu yaklaşımın referans göstergesine; OVP’de 2023 enflasyonu %24,9 olarak öngörülüyor. 2022’deki toplam ücret artışı %80’i bulduğundan ve baz etkisi işlediğinde geriden bir enflasyon farkı kalmayacak gibi göründüğünden mevcut asgari ücrete OVP tahmini uygulansa yeni tutar 6.870 TL olur. Ama işte bu tutar, kimseyi tatmin etmez. Çünkü ücret-enflasyon ilişkisi kurmak yanlıştır. Ücret yarattığı katma değerin hakkını almalıdır.

Benim esas göstergem, İstanbul’dan sosyal konut başvurusu yapacak olanlar için tayin edilen 16 bin TL’lik sınırdır. Bu iki asgari ücretlinin gelirine işaret ediyor ise yeni ücret bugünün dinamiklerine göre 8 bin TL olmalıdır.

QOSHE - Amerikalılar çalışmaya mecbur - Yusuf Dinç
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Amerikalılar çalışmaya mecbur

9 6 1
11.10.2022

FED’in oyununu bu köşeden neredeyse 1 yıl önce deşifre ettikten sonra bütün dünya birden farkına varmış gibi faiz artışlarına karşı FED’e ihtar geçmeye başladı.

Gerçekte FED, dolar karşısında diğer paraların değerini düşürecek politikalarla yurtdışından ucuza mal alıp yurtiçi enflasyonunu düşürmeyi amaçlıyordu. Son dönemdeki enflasyon sorununun kaynaklarından en önemlisi FED’in yarattığı para arzı olsa da bilanço küçültmek yerine faiz artırmayı seçmesi bu yüzdendi.

Herkes kötü olsun ben iyi, anlamına gelen bir politika hattında ilerledi. Oysa bilançosunu küçültse faiz artışlarına ihtiyaç duymadan hem kendi hem dünya için daha iyi bir ortam yaratabilirdi.

Amerika küreselleşmesinden vazgeçerken kendince FED de pozisyon aldığından bu doğru tercihe girmedi.

Amerika bütün kurumlarıyla “make America great again” sloganının arkasından koşuyor. Amerika’yı yeniden büyük yapmanın yolu ise herkesi kötü yapmakta görülüyor.

Ama kendi de çok iyi değil. Üstelik Amerika dört başı mamur bir ülke... Enerji kaynakları var, üretimi var, tarımı var, turizmi var, madenciliği var, güvenlik var, kimya var, uzay var, ne ararsan var. Bu yüzden kötü duruma düşmesi neredeyse imkânsız görünse de kırılganlıkları var.

Teknik resesyon durumunu ithalat-ihracat netinden kaynaklandığı için ve bunu biraz önce ifade ettiğim üzere bilerek yaptığı için gerçek bir resesyon olarak kabul etmiyor. Meseleyi dünya uyanmasın diye buradan yorumlamıyor bile. Artan istihdama vurgu yapıyor.

ABD’de işsizlik rakamları, pandemi kısıtları kalktığından bu yana hizmetler sektörünün yeni açılmasının kaldıracıyla düşüyor. Resesyon durumu da bu ilişki üzerinden inkâr ediliyor. Fakat bu noktada da kendini kandırıyor gibi geliyor; işte, Amerika’nın kırılganlığı da bu.

FED küreselleşmeden vazgeçerken sadece ve yalnızca kendi imparatorluğunu yıkıyor.

Hayli dikkat çekici olacak ama sanki Amerikalılar mecbur kaldıkları için çalışıyorlar, demek geliyor içimden. Sosyal devlet ABD’de gerçek........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play