“Tanrı dünyayla zar atmaz” der Einstein. Bütün matematiğin, gaybın, kaderin yaratılmış olduğunu söyler böylece. Bütün stratejiler üzerinde bir strateji olduğunu bildirir bu söz, biraz da. Bunun örnekleri de çok defalar görülür. Mesela enerji merkezi olarak Türkiye…

Enerji merkezliği meselesinde Türkiye’nin etrafından dolanmak için yıllarca değirmen beygiri gibi dönüldü duruldu. Adeta zarlar atıldı, fal okları çekildi, çılgınca planlar gündeme geldi fakat mesele döndü dolaştı ilk gün başlanan ve olması gereken yere geri geldi; merkez Türkiye olsun.

Şu dünyanın ontolojisi bunu mecbur kılmıyor muydu en başından beri? Zaten bu enerji yataklarının önemli bölümü bir zamanlar Türk toprağı değil miydi? Yönetebilecek kadar parçalamamış mıydınız? Güzergah üzerindeki Türkiye’yi, kendinden tüm koparılanlara rağmen, enerjide hala en az Osmanlı’nın olduğu kadar önemli bir aktör olarak görmek bu kadar mı rahatsız ediciydi?

Son manevra Yunanlılardı. Türkiye, Akdeniz’de dik durdu ve testi geçti. Dik durmak derken; sondaj gemisi filosu, Deniz Kuvvetleri, savunma sanayii, diplomasisi ve tüm unsurları ve milletiyle gerekleri yerine getirerek..

Akdeniz’de bu duruşu ortaya koyamasaydı, ya da Akdeniz’de Türkiye’ye baskın çıkmak isteyenler amaçlarına ulaşsaydı, bugün Karadeniz’den gazını çıkaramayacaktı, hatta geç Karadeniz’i, biraz sonra Marmara’da da hakimiyetini kaybedecekti. Herkesin yüzü öne düşecekti. Türkiye Libya’da Marmara’yı kurtardı, gelecek nesillerin geleceğini kurtardı.

Neyse, artık merkez olma iddiasını Türkiye kendi dile getirmek durumunda bile değil. Gücünü ve potansiyelini tekrar tekrar kanıtladı.

Diğer taraftan bugün enerjinin hem temin zorluğu hem fiyatı herhangi bir projeyi fizibiliteye ihtiyaç duymayacak kadar verimli kılıyor. Türkiye’nin doğusu, kuzeyi, güneyi merkezin neresi olacağı üzerinde hep beraber mutabık artık. Fakat Türkiye’ye derinlik kazandıracak anlamlar yüklemek istemeyenler ve stratejiye asıl muhtaç olanlar özelde dile getirse de kamuoyu önünde hala suskun.

Gene de bunun, coğrafyanın kaderi olduğunu herkes biliyor. Avrupa artık ikna olmak durumunda kaldığı Türkiye’nin enerji merkezi olması fikrini kamuoyuna aktarmanın doğru zamanını bekliyor. Azerbaycan ve Kazakistan ile süreçlerini tamamladılar, diye anlıyorum. Türkmenistan kaldı, bir de belki İran anlaşması…

Ben merkez olmanın sabır işi olduğunu ve Türkiye’nin merkez olmayı fazlasıyla hak edecek kadar sabır sergilediğini düşünüyorum. Türkiye’de insanların sinirli olduğunu tespit eden bir rapor yayınlandı geçen hafta. Gerçekten Hz. Eyüp’e döndü millet bütün ikiyüzlülükler karşısında sabrede sabrede.

Türkiye sabrın sonu selamet noktasında ama ilave birkaç test daha gelebileceğinin de farkında olmak gerekir. Bunlar da aşılmak durumunda. Sonrası gerçekten başka hikaye…

Sadece enerji ihracatçısı ekonomilerin enerji ihracatına olan bağımlılıkları gibi enerji merkezi olmaya bağımlı olmamayı umuyorum. Türkiye, önünde sonunda merkezleşecek olmasını, ulaşmak istediklerinin bir kaldıracı olarak ele almalı. Özellikle de İstanbul finans merkezi için küresel enerji pazarının fiyat merkezi olmayı planlamalı. Aynısını tahıl için de yapmalı.

Germinal’den Soma’ya Soma’dan Amasra’ya

Zola’nın başyapıtı Germinal’i okudum. O kadar çarpıcıydı ki oturup eser üzerine çekilen filmi izlemek istemedim. Ama gerçeklerden kaçış mümkün değil. Soma travmasını atlatamamışken şimdi yeni bir travma Türk toplumunu yakaladı. Bu maden dedikleri yeri kazmak mıdır, yürekleri dağlamak mıdır, bilen beri gelsin.

Kimse iş kazasında can vermesin artık. Her bir madenci çıkardığı madenden çok daha değerlidir. Kıyas bile kabul edilmez. Söylenecek söz yok, yapılacak işler var.

QOSHE - 'Tanrı dünyayla zar atmaz' - Yusuf Dinç
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

'Tanrı dünyayla zar atmaz'

22 4 3
16.10.2022

“Tanrı dünyayla zar atmaz” der Einstein. Bütün matematiğin, gaybın, kaderin yaratılmış olduğunu söyler böylece. Bütün stratejiler üzerinde bir strateji olduğunu bildirir bu söz, biraz da. Bunun örnekleri de çok defalar görülür. Mesela enerji merkezi olarak Türkiye…

Enerji merkezliği meselesinde Türkiye’nin etrafından dolanmak için yıllarca değirmen beygiri gibi dönüldü duruldu. Adeta zarlar atıldı, fal okları çekildi, çılgınca planlar gündeme geldi fakat mesele döndü dolaştı ilk gün başlanan ve olması gereken yere geri geldi; merkez Türkiye olsun.

Şu dünyanın ontolojisi bunu mecbur kılmıyor muydu en başından beri? Zaten bu enerji yataklarının önemli bölümü bir zamanlar Türk toprağı değil miydi? Yönetebilecek kadar parçalamamış mıydınız? Güzergah üzerindeki Türkiye’yi, kendinden tüm koparılanlara rağmen, enerjide hala en az Osmanlı’nın olduğu kadar önemli bir aktör olarak görmek bu kadar mı rahatsız ediciydi?

Son manevra Yunanlılardı. Türkiye, Akdeniz’de dik durdu ve testi geçti. Dik durmak derken; sondaj gemisi filosu, Deniz Kuvvetleri, savunma sanayii, diplomasisi ve tüm unsurları ve milletiyle gerekleri yerine getirerek..

Akdeniz’de bu duruşu ortaya koyamasaydı, ya da Akdeniz’de Türkiye’ye baskın........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play