Yeni küresel düzenin eşiğinde Türkiye: Çok katmanlı krizlerde yükselen bir güç
Yeni bir küresel düzenin eşiğinde olduğumuza dair çok alametler belirmiş durumda. Bu küresel düzen kuşkusuz eski düzenin bütün çelişkilerinin, dinamiklerinin bir müsabakanın ardından yeniden değerleneceği bir süreçte gerçekleşecek. Dünya, uzun bir süredir alışılmış güç dengelerinin çözüldüğü, yeni ittifakların şekillendiği ve bölgesel krizlerin küresel jeopolitik mimariyi yeniden belirlediği bir kırılma döneminden geçiyor. ABD-Çin rekabetinin sertleşmesi, Avrupa’nın güvenlik mimarisinin Ukrayna savaşıyla sarsılması, Ortadoğu’da çatışmaların derinleşmesi ve Afrika’nın giderek daha fazla uluslararası nüfuz mücadelesine sahne olması, uluslararası sistemi belirsizliklerle dolu bir eşiğe taşıyor. Bütün bu belirsizliğin alametleri önceden de çok belirmiş olsa da 7 Ekim’de başlayan Aksa Tufanı, ona karşı Siyonist İsrail’in başlattığı soykırımcı saldırganlık ve yine buna karşı Gazze halkının sergilemiş olduğu muazzam direnişin etki dalgaları bu dengeleri sürekli bir zelzele halinde sallayıp duruyor. Bu sallantıların, güçleri beklenmedik kutuplara savuracağı hatta yeni kutuplar oluşturacağını öngörebiliriz. Kartların yeniden karıldığı, kutupların yeniden oluştuğu böyle bir vasatta Türkiye’nin stratejik önemi de hızlı biçimde artıyor. Artık küresel ölçekte hemen her kriz dosyasında Ankara’nın etkisi, arabuluculuğu veya askeri-diplomatik ağırlığı hissediliyor. Türkiye’nin olmadığı bir denklem neredeyse yok.
Gazze, hiç kuşkusuz Türkiye’nin uluslararası diplomasideki ahlâkî ve siyasî ağırlığını dramatik biçimde öne çıkaran bir konu. Gazze dolayısıyla yaşanan sürekli deprem hali dünyada birçok şey kadar Türkiye’nin Filistin, Suriye, Lübnan ve genel olarak Ortadoğu ile tarihsel, kültürel ve kimliksel bağlarını da hem kendine hem de bütün dünyaya yeniden hatırlatacak görünüyor. Bir hafıza kaybının ardından ihmal edilmiş olan bu bağlar hatırlandığında Türkiye’nin kendi geçmişiyle de yüzleşmesi mukadder olacak. Belki Türkiye tarihi de yeniden yazılmak durumunda kalınacaktır. Kuşkusuz o noktaya kadar veya o noktaya paralel olarak Türkiye, insanî koridorlar, ateşkes ve uluslararası hukuk vurgusuyla hem küresel Güney’de hem İslâm dünyasında hem
Batı’ya dönük insanî söylemde etkili bir normatif güç olarak sivriliyor.
Gazze’deki ağır insanî tablo karşısında Türkiye hem diplomatik baskı hem de insanî yardım mekanizmaları ile sürecin şekillenmesinde aktif rol üstleniyor. Bu tutum, Türkiye’yi yalnızca bölgesel değil, küresel ahlâkî-siyasî bir referans noktası haline getiriyor. Ancak iş bu noktada kalmıyor, Gazze’deki insanlık dışı tablonun faili Siyonist İsrail o noktada durmuyor, Türkiye’yi de Türkiye’nin yeni güçlü müttefiki Suriye’yi de saldırganlığının hedefi haline getiriyor. Burada bir karşılaşma kaçınılmaz hale geliyor. Eninde sonunda gerçekleşecek bu karşılaşmanın sadece Türkiye ve İsrail arasında kalmayacağı çok açık. İsrail, Suriye halkının 60 yıl sonra ilk defa bulduğu huzuru onlara çok görmekte, bu huzuru kendisine bir tehdit olarak görmek suretiyle asıl kendisine karşı tehdidi zorla oluşturmaktadır. İsrail’in bu paranoyak yaklaşımı onun........
