Seküler mitin çöküşü: Bir terör örgütünün serencamı

Suriye iç savaşının en netameli günlerinde Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurulmaması adına yaptığı operasyonlar sadece devlet ve devlet üstü aktörlerin karşı çıktığı bir durum değildi. ABD ve Avrupa’nın önemli ölçüde himaye gerekçesiyle, NATO’nun ise terörle mücadelede zafiyet oluşturacağı endişesiyle eleştirdiği güvenli bölge operasyonları, entelektüel düzlemde de ilgi çekiyordu. Hem Batı kamuoyunda hem de Batılı entelektüellerde “direnişe” olan sempati (romance of resistance) SDG-YPG’nin makul ve makbul bir örgüt olarak kabul edilmesini de beraberinde getiriyordu.

Batı’da SDG-YPG’ye ilişkin bu bağlamda en fazla öne çıkan iki isim zikredilebilir. Birincisi, sol entelijansiyasının büyük önem atfettiği ve zaman zaman da Türkiye’ye gelmek suretiyle konferanslar veren Zizek diğeri ise Fransız yazar Bernard Henry-Levy. Her iki ismin ortak noktası, başlangıcından bu yana terör örgütünü, özgürlük mücadelesi veren meşru ve seküler bir aktör olarak konumlandırmalarıdır. Nitekim her iki yazar da Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi askeri operasyonlarını sıklıkla eleştirmiş ve söz konusu operasyonların DAEŞ ile mücadeleyi sekteye uğratacağını savunmuşlardır. Dini istismar eden ve bunun üzerinden tedhiş hareketine yönelen bir terör örgütü ile mücadeleyi, dini ve seküler olan dikotomisi üzerinden okuyan söz konusu isimler, kendi ezberlerini defalarca yanlışlanmasına rağmen savundular.

Zizek’in Öcalan’ı Mandela ile mukayese ederek andığı günlerde YPG Suriye’de hem demografik bir........

© Yeni Şafak