ABD ve rejim değişiklikleri tarihi

ABD’nin Venezuela ve Maduro’ya yönelik mütecaviz tutumunun ardından sıranın Batı Yarım Kürede kime geleceğiyle ilgili tartışmalar başladı. Küba ve Kolombiya ile başlayan spekülasyonlar yarım kürenin sınırlarını aştı ve Lindsay Graham’ın işaretiyle birlikte İran’a yöneldi. Akabinde İran’da bir rejim değişikliği olup olmayacağı ile ilgili iddialar ortaya atıldı. Hemen her hareketliliğin rejim değişikliği beklentisiyle yorumlandığı İran’ın hedefe konulmasının ardından Batı basını Hamaney’in olası bir devrimde Rusya’ya kaçış planı ile ilgili ayrıntılara bile yer verdi. Aslında ilk önce tehdit ve tehdidin oluşturması beklenen gündemler hep birlikte ve senkronize biçimde ilerliyordu. Hedefi büyüten ABD Dışişleri’nin bir sonraki adımda Farsça’nın yanı sıra Rusça paylaşımlar yaparak Putin’e göz dağı vermesi de aynı tehdidin ölçeğini büyüterek genişlediğini gösteriyordu.

Türkiye’de ama ve fakatlı cümlelerle başlayan Maduro operasyonu eleştirilerinin gözden kaçırdığı bu tehdit algısı, öncelikli olarak üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Maduro’nun kaçırılması, siyaset alanının soğurulması ve bir ülkenin adeta işgal koşullarına hazırlanması ABD açısından bir ilk değil. Bu yönüyle ABD tarihi, ulus aşırı müdahaleleriyle bir tür rejim değişiklikleri tarihidir. 1893 yılında Hawaii’yle başlayan ve bugün Venezuela’ya kadar süren örtük ve açık müdahaleler, ABD’nin çıkarları ve emperyal arzuları üzerinden okunabilir.


MUSADDIK’TAN MADURO’YA

1953’te Musaddık, 1973’te Allende ve 1989 yılında Noriega ve nihayet 2026’ın ilk günlerinde Maduro. İran ve Şili örneğinde darbe gibi bir müdahale üzerinden cereyan eden bu etki Panama’da işgalle Venezuela’da ise doğrudan devlet başkanını kaçırmak suretiyle neticelenmiş ve her biri kendi içerisinde ABD’nin silahlı ve silahlı olmayan........

© Yeni Şafak