menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir İslâm davası

75 5
previous day

Çarşamba günü bu köşede yayınlanan yazım, -tam da yazıda eleştirdiğim kesimler tarafından- tartışma ve cedel malzemesine dönüştürüldü. “Yanlışla doğrunun birbirinden net biçimde ayrıldığı ve safların netleştiği vakit” demek olan “furkan günleri” ifadem bilhassa gündem oldu. Yazımı “Kürtlerin içine yuva yapmış Marksist-Leninist terör örgütü” bağlamına oturttuğum halde, sanki Kürtlerin tamamını ilzam ediyormuşum gibi çarpıtmalara gidildi. Yazdılar, çizdiler, hatta sövüp saydılar…

Yaşanan tartışmaları uzaktan ve gülümseyerek izledim. Karşılıklı atışmaları vakit israfı olarak gördüğüm için, tartışmalara dâhil olmadım. Hatta “Çık, bir şeyler söyle” şeklindeki ısrarlı davetlerini de geri çevirdim. Meramımı haftada iki kez, burada net bir şekilde ifade ediyorum zaten. Kitaplarım, konferanslarım, katıldığım programlar vs. düşüncelerimi açıkladığım platformlar olarak ortada. Sürekli insanlarla iç içeyim. Ayrıca insaf ve izan sahibi çok geniş bir kitle tarafından, yazımın doğru biçimde anlaşılıp yorumlandığını da gördüm.

Fakat gelen eleştirilerden birini buradan cevaplamam gerekiyor: “Sen son aylarda sürekli Doğu Türkistan’ı anlatıyorsun. Doğu Türkistan meselesinin, kendi kazanımlarının peşinde olan Kürtlerin durumundan ne farkı var?”

Konu gayet önemli. Gelin, biraz konuşalım. Bakalım, iki mesele birbirine benziyor mu, benzemiyor mu?

Bölgeye seyahatimden sonra kaleme aldığım kitapta da........

© Yeni Şafak