Bayram muhasebesi

Oldum olası, “Toplum çok bozuldu. Gençler çok bozuldu. Ortalık artık düzelmez. Biz bittik” türünden söylemlere hep mesafeli durdum. Bulunduğum ortamlarda konu açıldığında, şu şerhi hep düştüm: “Evet, gözle görülür bir bozulma var. Ama aynı anda, daha önceki dönemlerle hiç kıyaslanamayacak derecede iyileşmeler, düzelmeler ve kalite artışı da var. Benim gençliğimde, bir lise talebesinin birkaç dil öğrenip, dünyayı gezip, eserler vermeye başlaması tasavvur dahi edilemezdi. Şimdi kendisini mükemmel biçimde yetiştirip hayata erkenden hazırlanan çok fazla genç görüyorum. Açılanlar kadar kapananlar da fazla. Namazı bırakanlara odaklanırken, başlayanları görmüyoruz. Şairin dediği gibi: Oluklar çift, birinden nur akıyor, diğerinden kir. Bu ikisi, tarih boyunca olduğu gibi bugün de yan yana ve birlikte varlar. Sadece kiri ve kirliyi görüp, bütün bir toplumu gözden çıkarma hatasına düşmemek gerekiyor…” Sözlerim kimi ne kadar ikna ediyor bilmiyorum, ama samimi düşüncem bu.

Bu sene Ramazan ayı, Türkiye’de diğer senelere göre orucun, ibadetin ve toplumsal şuurun çok daha somut, belirgin, görünür ve canlı olduğu bir zaman dilimiydi. Yine, evet, her zamanki gibi bazı saçma ve lüzumsuz tartışmalara sürüklendik, fakat Ramazan’ın uhrevî atmosferi hepsini ezip geçti. Camilerde, şimdiye dek görülmeyen yoğunlukta cemaatlere şahitlik ettik. Teravihlerde yer bulmakta zorlandığımız zamanlar oldu. Ramazan’ın son on gününde, sokaklar........

© Yeni Şafak