Savaşı kim kazanacak?

Yaşadığımız hayâtın ne kadarı sonuna kadar gerçektir? Medeniyetleri bu tartıda tartmak ortaya çok dikkat çekici boyutlar çıkarıyor. Hâyatın somut olduğunu düşündüğümüz gerçeklerinin, kökleri kavrandığında o kadar da gerçek olarak kalmadığına şâhit oluyoruz...

Somut işler, işlemler veyâ daha umûmî karşılığıyla eylemelerimiz esâsen hiç de somut olmayan itibârî (fiktif) kabullere oturuyor; oradan neşet ediyor

. İtibârî değerlerin çöktüğü yerde ise içinden çıkmakta zorlandığımız kaotik vasatlar peydahlanıyor. Yeni bir itibârî değerler kümesinin müşterek kabulünün sağlandığı yeni bir vasat temin edilene kadar da bu kaos devâm ediyor.


Meselâ II. Umûmî Harbe giden yolda yaşanan buydu. Belle Epoque olarak bilinen zamanların temel müracaat kaynağı olan itibârî değerler aşınmış, insanlık Hitler gibi fanatiklerin mâceralarına sürüklenmişti. II. Umûmî Harp sonrasında kurulan ve Dünyâ Düzeni olarak bilinen dünyâda itibârî değerler yeniden târif edilmişti.


Siyâseten bakıldığında, katılımcı demokrasi, bireysel hak ve özgürlüklerin saygı görmesi, ulusal bağımsızlıkların tanınması ve ulusların iç işlerine karışmamak vb itibârî bir değerler seti olarak kabûl edilmişti. Artık yeni ilişkiler bunlara göre kurulacak, eylemler bu tartılarda tartılıp muhakeme ve mahkeme edilecekti.

Esâsen bu değerlerin bizâtihi bir değer olduğunu sonuna kadar tartışmak mümkündür.

Bunu yapanlar da çıkmıştır. Ama somut hayât ve eylemler, şöyle böyle yeni düzenin disiplinine girmiştir.


Bu manzara bize,

değerlerin bizzat değer olmaktan çok, bir değerlemenin ürünü olduğuna

işâret ediyor. Hâsılı,

“değerleme” değerin kendisinden önce geliyor.

Değerlendirmeler değerin değil, değerlemenin işlevi olarak tezâhür ediyor.


Ekonomi sâhasında da bunu görebiliyoruz. Meselâ mübâdele vasıtası olarak bildiğimiz paranın târihi bunu çok sarih bir şekilde gösteriyor. Değerli mâdenler olarak uzun bir geçmişe sâhip olan bâzıları ; misâlen

altın veyâ gümüş , esâsen kendi somutluğu içinde sâdece birer mâdendir. Ama ona değerleme yükleyen insandır

. Bu değerleme müşterek bir kabûl gördüğü andan itibâren altın ve gümüş itibâri mânâda değer kazanmış olur ve ekonomik hayât içinde değerlendirmelerin,........

© Yeni Şafak