We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Rusya’nın ahvâli

91 21 14
22.10.2020

Osmanlı devletinin çöküş süreçlerinde kendisine “hasta adam” sıfatını yakıştıran bizzât Rus Çarlığıydı. Petro’dan başlayarak güçlenen Rusya güneydeki komşusunu âdeta sökülüp atılması gereken bir “çürük diş” gibi görüyordu. Asya’da büyüyen Rusya, bunu Akdeniz hâkimiyeti ile taçlamak niyetindeydi. Siyâsal-dinsel eksende, İstanbul’u da ele geçirerek yeni bir Roma olmak bu niyetin ideolojik dışavurumundan başka bir şey değildi.

Tabiî ki bu yayılmacı siyâsetlerinin karşısında bir dizi rakip de buluyordu. İlk olarak Fransa ve daha sonra Almanya, Rusya’yı bu paylaşım işinde yalnız bırakmıyor; hem kendi aralarında hem de onunla göğüs göğüse rekâbet ediyordu. Bu gerilimler ve mücâdeleler ortalığı toz ve dumana boğmuştu. Bu tablodan en fazla istifâde eden de patronlar kulübünün en kuvvetli âzâsı olan Birleşik Krallıktan başkası değildi. Bu rekâbeti idâre ediyor; rakiplerinin enerji kaybetmesini sağlıyordu. Bu sûretle Osmanlı mülkünü bir tampon coğrafya olarak ayakta tutuyordu. Osmanlı diplomasisi de bu resmi görüyor, kanatlarının altına, rekâbetin doğurduğu rüzgârları alarak “bir şekilde” ayakta kalıyordu. Mâhut “denge siyâsetleri” bunun bir başka adıdır. Şunu kabûl etmeliyiz ki, eğer paylaşım husûsunda “büyükler” anlaşmış olsaydı, en erken 18. asrın sonlarında I. Abdülhâmid veyâ III. Selim devrinde, en geç de 19. asrın başlarında, meselâ II. Mahmud devrinde iş hitâma erer; arkası nasıl gelirdi bilemem ama Osmanlı Devleti târihe gömülürdü.

Osmanlı devletini tasfiye işini kronolojik olarak 20. asra kadar onu ayakta tutan Birleşik Krallık üslendi. Bu defâ pay vereceği vaadi ile, o zamana kadar mâni olduğu kuvvetleri; Fransa ve Rusya gibi yanına alarak yaptı bu işi. Sebebi de petrolün kazanmış olduğu hayâtî ehemmiyetti. Yâni o zamana kadar stratejik olarak........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play