Epstein dosyasının katmanları üzerine (2)

Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan özgürleşme fetişinin ikinci sütunu ise kültürel özgürleşmedir. Bundan güdülen gâye , ulusal/toplumsal yapıların çökertilmesidir. Bu talepler , ulusal yapının esâsen sun’i bir oluşum olduğunu, târihî kültürel varlıkların onun içinde bastırıldığını ve yok edilmek istendiğini iddia eder. O hâlde yapılması gereken onların da özgürleştirilmesidir. Bilhassâ etnik temelde çok sayıda dosya açılır.

Kültürel özgürleşme dâvâsının fişekleyici , ateşleyici gücü sivil toplumculuktur. Zâten dâvâyı, ulus -sivil toplum ikilemine oturturlar. Buna göre mevcût uluslar ya sivil kültürel aralıklar üzerinden yeniden târif edimeli yâhut her etnikliğe ulusal bir yapılanma hakkı verilmelidir. Etniklik hâricinde mezhebî farkılıklar da müstakil ulusal varlıklar olarak tanınmayı hak etmektedirler. Kültürel özgürleşme fetişinin bu sütunu yoğun bir popülizm ile bezenir.

Kültürel özgürleşme fetişizminin bu alt sütunu, kolayca anlaşılabileceği üzere toplulukçu (komüniteryen) bir hüviyet taşır ve uluslaşmacı taleplerle kutsanır. Bunun bir de daha birey/grup boyutunda çalışan başka bir alt sütunu daha mevcuttur. Dezavantajlılık hâli burada temel kıstastır. Büyük bir yelpâze içinde açılan ve çoğalan cinsiyet kimliklerinin tanınması ve eşit yurttaşlık haklarına kavuşması içinn sayısız kampanya açılmıştır. Sanâyileşmenin doğurduğu tabiatın kirletilmesi, dengelerinin bozulması da bu sütunun bir parçasıdır. Tabiat da “kültürelleştirilerek” yeniden târif edilir. Burada biriken hassasiyetler giderek orta sınıf elitizminin göstergeleri olarak devreye sokulur.

Daha evvelki pek çok yazımda işâret etmiş olduğum üzere, bu kültürel dosyaların iddialarının haklılığını tartışmadım. İki temel hususta eleştirel oldum. İlki , bu fetişi kuşatan maddî şartlara olan alâkasızlıktı. Ekonomik özgürleşme ile kültürel özgürleşmenin birbirini tamamladığını iddia edenleri; bilhassa yeni sağ-yeni solun aynı fetiş ile nikâhlanmasını eleştirdim. İkinci olarak üzerinde durduğum husûs, bu kadar dosyadan bir dâvâ türetilemeyeceği ve hâdisâtın istenmeyen bir şekilde evrileyeceğine dâir endişelerim ve tahminlerimdi. Maalesef bu da doğru çıktı.........

© Yeni Şafak