We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir fotoğrafın düşündürdükleri

71 8 0
20.01.2020

Sâbık HDP Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde yazdığı edebî metinlerden hareketle sahnelenen bir oyun, tartışmalı bir şekilde kamuoyunun gündemine oturdu. Tartışılan, metnin edebî değeri veyâ tiyatroya aktarımının başarısı değildi. Tartışılan hususlardan birisi, yazarın Selâhattin Demirtaş olmasıydı. Kimileri bunun “yazar özgürlüğü” olduğunu ve sindirilmesi gerektiğini; kimileri ise Selâhattin Demirtaş’ın “kanlı” ve “kirli” bir siyâsetçi olarak edebiyatla alâkası ve yazmaya hakkı olamayacağı noktasından hareket ediyordu. Doğrusu bu kitapları okumadım. Okuyacağımı da zannetmiyorum. İkinci görüşe yakın olup dışladığım için değil; önceliklerime girmediği için. Belki neden önceliklerime girmediğini açıklayabilirim.

Sanatçıların siyâsete girmesiyle; siyâsetçilerin sanata girmesi arasında çok ciddî bir fark görürüm. İlkini trajik ve gereksiz; diğerini ise düpedüz komik ve manâsız bulurum. İnsanların öncelikleri üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini düşünürüm. Bir siyâsetçi, siyâsetten arta kalan zamanlarında kendisine sanatsal meşgaleler bulabilir. Şiirle, müzikle, heykelle ilgilenebilir. Bu meşgalelerin o siyâsetçinin siyâsetini de görece incelteceğini düşündüğüm için bunu hayra yorarım. Lâkin bu tarz meşgalelerin siyâsetçinin husûsî dünyâsıyla sınırlı kalması gerektiği kanâatindeyim. Siyâsetçinin hırslanıp yazdıklarını veyâ bestelediklerini kamusal bir arza dönüştürmemesi gerektiğini düşünürüm. Bu biraz da had bilmezlik olur. Bunu yapanları, meselâ TV ekranlarında, yazdığı beşinci sınıf şiirlerini matah şeylermiş gibi okuyan veyâ tıngır mıngır ud; üç........

© Yeni Şafak