Yüzyıllık bir fasıladan sonra

Suriye’de büyük sorunlar yeniden karşımıza çıktığında İngiltere ve Fransa hâkimiyetine dayanan bir sistemin sonuçlarıyla boğuşmak zorunda kaldığımızı biliyorduk. Birbirini dönüştüren sorunlar silsilesinin son halkasında olduğumuz çok açıktı. Arap Baharı ile başlayan olayların içinden küllerinden doğmayı başaran bugünkü Suriye’yi hayal etmek çok da kolay değildi. 2016’nın sonuna gelindiğinde ise Halep’i terk etmek zorunda kalan binlerce insan, bugünle kıyas edilemeyecek bir tablonun parçasıydı. Coğrafyamızın kaderiyle iyi kötü alakadar olanlar ağır bir yükle karşı karşıya olduklarını anlayabilirdi. Peki, zafer kimindi? Çünkü büyük bir acı yaşanıyordu ve kaybedenler çoğunluğu oluşturuyordu.

Görünüşe göre Esed ailesi kazanmış, Türkiye’nin çizgisine yakın olan gruplar kaybetmişti. Fakat gerçek zafer Esed ailesinin ve onlara destek veren devlet ve grupların değildi. İran ve Rusya da kendi açılarından zafer kazanmamıştı. Başta da belirttiğim gibi yaklaşık yüz yıl önce Osmanlı sonrası yapıyı şekillendiren güçlerin belirlediği yapı bozulmamıştı. Bu sebeple kazandığını zanneden aile, grup ve devletler sadece yüz yıllık yapıyı muhafaza etmeyi başardılar. Bu da onların zafer kazandığını göstermezdi, asıl zafer ne yazık ki Fransa ve İngiltere’nin kurduğu yapıya aitti. Aslında İngiltere ve Fransa gibi devletler de vekil yapılar üzerinden hareket ettikleri için hiçbir zaman gerçek bir zafere ulaşamadılar.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan yapıyı uzun bir zaman Türk ve........

© Yeni Şafak