Domuzlar kutsal kitaplarla beslenmez
Son dönemde İngiltere’nin kolonyal tarihi üzerine yapılan çalışmalar artıyor ve bunlardan bir kısmı Türkçeye tercüme ediliyor. Bunlar arasında telif eserlerin de öne çıkması hakikaten çok önemlidir. Zira bizde genel kabul gören yaklaşım biçimleri ne Batı ve Avrupa tarihini anlamamıza imkân veriyor ne de İngiltere tarihini. Aydınlanma döneminin kavramsal çerçevesinin dışına çıkabilen eserlerin dilimize kazandırılması gerekiyor. Mevcut yaklaşım biçimleri İngiltere’nin kolonyal tarihini görünmez kılıyor ve “Batı medeniyeti” gibi ideolojik kavramların merkezde olduğu bir tarih anlayışı hâkim kılınıyor. Böylelikle gerçeklikten uzaklaşarak “romantik” bir hikâyeye göre kendimizi tekrar biçimlendiriyoruz yani kolonize ediyoruz. Eğitim sisteminin buna göre yeniden düzenlenmesinden bahsetmeyeceğim çünkü böyle bir değişimin önce entelektüel düzeyde güçlü bir akıma dönüşmesi gerekir. Bu değişimin önemi ise inkâr edilemez.
Anglosakson kolonyalizmi üzerine yapılan çalışmaların bugünkü karmaşık hadiseleri anlamak bakımından hayati değere sahip olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki bugünkü olayların temelinde de dinî kavramları arayanlar yanılacaktır. Evet, bazı sembolleri ve ayinleri anlamak için dinler tarihine, Hıristiyan ya da Yahudi ilahiyatından kavramlara ihtiyaç duyulabilir fakat Anglosakson elitlerinin sapkınlıkla dolu hayatlarını ve karmaşık ilişki ağlarını herhangi bir dine dayandırmak herhalde çok yanlış olur. Bu durum Siyonist İsrail için de geçerlidir. Daha önce ifade etmeye çalıştım, bu sapkın elitlerin........
