menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ehonomi çok eyi…

24 0
08.08.2026

Türkiye ekonomisi, dünya genelinde para politikalarının sıkılaştığı ve enflasyonla mücadelenin öncelik kazandığı bir dönemde, kendi özgün enflasyon-faiz-geçim maliyeti sarmalıyla mücadele etmeyi sürdürüyor.

Areda Survey’in Sosyometre verileri, makro-ekonomik göstergelerin arkasında kalan asıl soruyu gündeme getiriyor: Politika yapıcıların istikrar olarak tanımladığı süreç, sokaktaki vatandaş için nasıl bir eziyete dönüşüyor?

Merkez Bankası’nın faiz kararına yönelik tepkiler, hanelerin artan maliyetlerle baş etme stratejileri ve gelecek bir yıla dair iş güvencesi algısı bir arada okunduğunda, ortaya çıkan tablo ekonomik göstergelerin ötesinde, toplumun krizle kurduğu psikolojik ilişkinin de bir fotoğrafını ortaya koyuyor.

LAFFER EĞRİSİ DEĞİL, KREDİ KARTI EKSTRESİ

Halkın yarısından fazlasının (Q,3) faizin indirilmesi gerektiğini düşünmesi, teknik bir para politikası tartışmasından çok, toplumun mevcut ekonomik sıkışmışlığını doğrudan faiz politikasına yansıtan bir tepki olarak okunmalıdır. Türkiye’de vatandaş şüphesiz gece yatmadan önce Laffer Eğrisi veya Taylor Kuralı çerçevesinde yaşananları analiz etmiyor. Gelişmeleri; kredi kartı borcu, konut kredisi taksiti ve esnaf finansmanı gibi gündelik yaşam deneyimleriyle değerlendiriyor. Bu nedenle “faiz indirilsin” talebi aslında “nefes alanım daralıyor” mesajının ekonomi politikası diline tercüme edilmiş hâlidir.

Öte yandan $’lük bir kesimin faiz kararlarının hayatına “somut bir etkisi olmadığını” düşünmesi, toplumun bir bölümünün zaten resmi finans sisteminin (banka kredisi, kredi kartı, mevduat) dışında kaldığını; enformel ekonomi, nakit döngüsü veya gündelik geçim stratejileriyle yaşamını sürdürdüğünü gösteriyor. Bu da parasal politikaların etki alanının toplumun tamamını kapsamadığı, ikili (dual) bir ekonomik yapıya........

© Yeni Şafak