Güncellik sorunu
Önceki yazıda “andan mahrum olma tedirginliği”den söz etmiş ve bunun mazur gerekçelerini kavramak için “çağdaş İslam düşüncesi” terkibini ve gündemlerini tartışmaya açmak gerektiğini belirtmiştim. Fakat yanlış anlamalara yol açmamak için asıl sorunu biraz daha tavzih edeceğim. Kanaatimce birkaç yazıdır ele almaya çalıştığım sorun ve/veya eleştiri iki temel kavram etrafında dönüyor: güncellik ve anlaşılırlık. Bunların her birini müstakil olarak açıklayacağım.
Güncellik sorunu, Batı bilim ve kültürünün dünya üzerindeki hâkimiyetinin ardından gündemimize geldi. On dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren mevcut müesseselerimiz kendilerinden beklenen işlevleri yerine getiremez hale gelmeye başladı. Bilindiği üzere askerî alanda başlayıp diğer sahaların tamamına sirayet eden modernleşme süreci, zamanla mevcut müesseselerimizi değiştirdi, dönüştürdü ve bir kısmını tamamen ortadan kaldırdı. Modernleşme süreci, hayatın bütününü ilgilendirdiğinden aynı zamanda bir Batılılaşma olarak yaşandı. Dahası, bu süreç hala doyuma ulaşmadı. Doyuma ulaşmamasının sebebi, aslında bizim bu değişim ve dönüşüm sürecindeki çekincelerimiz de değil. Batı’nın kendisi daha on yedinci ve on sekizinci yüzyıldaki yenilik ve değişimlerin yol açtığı sonuçların tadını çıkarmaya zaman bulamadan on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında başka bir aşamaya geçti. Tam tarihin sonuna geldik geldik derken on dokuzuncu yüzyılın son on yılı ve yirminci yüzyılın ilk on yılı insanlığı yeni bir değişim rüzgarına maruz bıraktı. Dünyanın geri kalanında olduğu gibi milletçe bütün bu değişimlerin hepsine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bu durumun sadece Batı dışı toplumlar için........
