Eğitim, ikinci farkındalık ve fikrî anarşi |
İnsan pek çok canlıdan farklı olarak bakım ve eğitime muhtaç bir varlık. Hayatını tek başına idame ettirecek melekelerle doğmuyor, kabiliyetlerle doğuyor. Yaşadığımız sürece öğrendiğimiz bilgileri, kazandığımız alışkanlıkları, edindiğimiz meslekleri düşündüğümüzde bir insan ferdindeki kabiliyetler yelpazesinin ne denli geniş olduğu hemen fark edilir. Her bir fert gerçekten bütün bu bilgi, alışkanlık ve mesleklere açık bir varlık tarzına sahip olarak dünyaya geliyor. Evet, bir bilgiyi öğrenme, bir alışkanlığı kazanma veya bir mesleği edinme hususunda bazı fertlerin diğerlerine nispetle daha kabiliyetli olduğunu gözlemliyoruz. Fakat bu durum mutlak değil, zira insan tür olarak zeki bir varlık. Fertleri ayrıştıran şey, zekalarından ziyade ilgileridir. Burada kritik nokta, kabiliyet ve ilgilerinin örtüşmesidir. Çünkü ortak ilgilere sahip insanlar ekseriyetle ilgilerine eşlik eden cesaret, yoğunlaşma, ısrar, azim, sabır gibi duygu ve karakter özellikleriyle ayrışırlar. Kabiliyet ise asıl itibariyle zekanın duygu ve karakter özellikleriyle birlikte olduğu durumda anlaşılır. Ferde mahsus duygu ve karakter özelliklerinden bağımsızlaştırıldığında kabiliyet mutlaklaşır ve insan türünün kendisine nispetle konuşulabilir hale gelir.
Burada sorun, çoğunlukla ilgilerin belirli bir toplumsal vasatta oluşmasıdır. Daha açık bir ifadeyle ilgilerimiz nadiren kendimizden kaynaklanır, çoğunlukla başkalarının etkisi, telkini veya özendirmesiyle oluşur.........