Akıl, arzu ve ihtiyaç üçgeninde ahlâk

Bilindiği üzere ahlâk, bireyin kendisinde meydana gelen hal ve melekelere verilen isimdir. İnsanda meydana gelen hal ve melekeler ise pek çok etkenin katkısıyla oluşur. Çünkü canlılar gibi insan fertleri de birtakım özelliklerle donanmış olarak doğar. Bu özellikleri temelde üç grupta değerlendirmek mümkündür.

Birincisi, insanın diğer canlılardan ayrışmasını sağlayan akıldır. İnsan kendisine ve nesnelere ilişkin bütün algılarını akıl vasıtasıyla bilgi haline getirir. Bazı şeylere dair bilgimiz, sadece akılla elde edilir. Mesela kendi varlığımızı görmekle, işitmekle, tatmakla, koklamakla veya dokunmakla bilmeyiz, sadece aklımızla bilebiliriz. Yine duyu organlarımızda algıladığımız nesneleri de aklımızla biliriz. Mesela gözümüzün gördüğünü aklımız sayesinde biliriz. Nitekim göz ne kadar iyi görürse görsün ve ne kadar sağlıklı olursa olsun akıl ile ilişkisi kurulmadığı sürece görmenin bizim için herhangi bir değeri olmaz. Çünkü gözde herhangi bir hastalık veya kusur olmasa bile akılda bir kusur olduğu takdirde insan gördüklerini algılamayabilir. Bu da göstermektedir ki akıl, bütün organlarımızın algılarını birleştiren ve bizim için bilgiye dönüştüren temel güçtür.

İkincisi, arzu gücüdür. Arzu gücü, göz, kulak, el, burun ve ağız gibi organlar vasıtasıyla işlevselleştiğinden oldukça geniş bir alana sahiptir. İnsan mesela denizi, kuşları, ağaçları, toprağı, kısaca yaşadığı dünyada var olan nesneleri görmek ister. Yine sesleri işitmek, türlü lezzetleri tatmak, güzel kokuları koklamak ister. Arzu gücünün algıladığı ve aklın bildiği nesne ve durumlar ise bireyde birtakım duygular oluşturur. Güzel sesleri duymak ve........

© Yeni Şafak