İslam sanat teorisinin eşiği: Estetik mi, güzelleştirme mi? |
Sanat üzerine konuşurken en sık başvurduğumuz kelimelerden biri “estetik”tir. Güzel bir yapı, zarif bir yazı, bir şehrin görünümü, hatta bir insanın tavrı ve davranışı için… bile “estetik” diyebiliyoruz. Böylece estetik kelimesi, modern zihnin içinde güzelliğin neredeyse tek karşılığı hâline gelmiş bulunuyor.
Bu sebeple önceki yazılarımızda “estetik” kelimesini kullanırken, onun Batı düşüncesinde yüklenmiş olduğu geniş ideolojik ve felsefî içeriği değil; daha çok “güzelleştirme” anlamını esas aldık. Çünkü İslam sanat düşüncesi açısından bakıldığında “güzel” ile “estetik” arasında yalnızca terminolojik bir ayrım değil, köklü bir varlık, idrak ve hakikat farkı vardır. Zira modern Batı’da estetik, büyük ölçüde duyusal algı, bireysel beğeni ve sanat deneyimi çevresinde şekillenmiş bir kavramdır. Buna karşılık İslam tefekküründe güzel, “varlığın hakikate uygunluğu” esasında çok daha geniş bir mana alanına sahiptir.
Haliyle İslam sanatını anlayabilmek için önce şu ayrımı yapmak gerekir: İslam düşüncesinde sanatın merkezi “estetik” değil, “güzelleştirme”dir. Onda güzelleştirme yalnızca süsleme değildir; bir şeyi kendi hakikatine uygun hâle getirmektir. Bundan dolayı İslam’da güzel olan şey, yalnız göze hoş görünen değil; aynı zamanda şer’i, doğru, ölçülü, hikmetli ve edepli olandır. Güzel söz, amel, ahlâk, şehir, yazı ve mimari aynı hakikat düzeni içinde birleşir.
Burada sanat, bağımsız bir “yaratıcılık gösterisi” olmaktan çok, insanın bakışını, niyetini ve eyleyişini terbiye eden bir faaliyet olarak ortaya çıkar. Nitekim İslamî........