Avrupa’nın stratejik şaşılığı ve Türkiye’nin sabrı

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun 1958 yılında kurulmasından bir sene sonra dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in topluluğa başvurusu Türkiye’nin Avrupa’ya üyelik serüveninin miladı sayılır. AET bakanlar konseyi önerisi ile üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak ortaklık anlaşması ise dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından imzalanmıştı. Ankara anlaşmasının imzalandığı o gün doğanlar bugün 63 yaşında.

Helsinki’de 1999 yılında AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığının resmen onaylanması ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağının açık ve kesin bir dille ifade edilmesinin ardından 27 sene; 2005 yılında Lüksemburg’da yapılan Hükümetlerarası Konferans ile Türkiye’nin resmen AB’ye katılım müzakerelerine başlamasının ardından ise 21 sene geçti.

Türkiye’nin “AB’den uzaklaşmakta olduğu, katılım müzakerelerimizin fiiliyatta durma noktasına geldiği, yeni fasılların açılmasının veya kapatılmasının düşünülmediği ve Gümrük Birliği’nin güncellemesi müzakerelerinin başlatılmasının öngörülmediği” kararının alındığı 2018 Varna zirvesinin üzerinden de 8 yıl geçti.

Tüm bu kronolojinin ve tablonun bize net olarak verdiği mesaj Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifadesiyle AB’nin Türkiye’ye dönük tarihsel stratejik şaşılığı. Peki yıllardır taahhütlerini yerine getirmeyen, diğer aday ülkeler karşısında Türkiye’ye ayrımcı ve ikircikli tutumunu sürdüren, haksız ve samimi olmayan tavır ve politikalarını gözden geçirme zahmetinde dahi bulunmayan AB değişir mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kazakistan seyahati dönüşündeki açıklamaları bu açıdan bir dönemin en azından eski koşullarda Ankara için devam........

© Yeni Şafak