Alelâde ile fevkalâde

Eyüp’te sadece türbeler, mezarlar ve serviler yok.

Yani yirmi beş otuz yıl öncesine kadar Eyüp’te başka şeyler de varmış. Ne acı... Neredeyse “bir varmış, bir yokmuş” diyeceğiz. İstanbul için sık sık bu tabiri kullanmak, her geçen gün onun bir köşesini nisyana terk etmek, ne acı. Hayıflanmak veya nostaljik duygulara kapılmak bir şey ifade etmiyor.

Evet, Eyüp’te mesela kebapçılar varmış. Özellikle tandır kebabı çok ünlü imiş. Ne de olsa ziyarete gelenler var. Bunca konuğu nasıl ağırlayacak Eyüp esnafı? Geleni aç acına geri mi gönderecek?

Reşat Ekrem Koçu’nun anlattığına göre Hacı Baba diye anılan son Eyüp kebapçısı altmışlı yıllara kadar tek başına icray-ı sanat ediyormuş. 1958 istimlâkinde bu son dükkân da yıkılınca artık kebap falan kalmamış.

Peki, varsın kapansın kebapçı dükkânları. Yerine ne konacak acaba? Yeri boş mu kalacak?

Şöyle bir dolaşıyorum çarşı içini, birkaç “Karadeniz pidecisi” var. Hemen her yerde görünen dönerciler, büfeler sıralanmış. Sıradan alelâde dükkânlar. Korkum şu:........

© Yeni Şafak