Nasıl bir ilgi olabilir, kalbe dönmekle define bulmak arasında?
“Kırk yaşındayım artık, şaka değil kırk yıllık koca bir ömür. Yaşlılığın ta kendisi. Kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılılıktır, ahlâksızlıktır. Kim yaşar kırkından fazla? (…) Aptallar, namussuzlar yaşar kırkından sonra. Bütün ihtiyarların, o ak saçlı, güzel kokular sürünmüş saygıdeğer ihtiyarların yüzüne karşı söylerim bunu.”
1821 Moskova doğumlu Dostoyevski, 1881’de Petersburg’da ölmüştür. Yeraltından Notlar kitabında bu satırlara yer vermiş.
Kendisi kırkından sonra yirmi yıl daha yaşamış.
Eski zamanlarda her yıl bir savaşın insanları biçtiği, yirmisine varmayan gençlerin bile tırpanla biçilen ekinler gibi (Yunus’u hatırlarsak, “gök ekin” demeliyiz) toprağa düştüğü dönemlerde, kırk yaşını aşmak değil, kırkına ulaşmak bile meseleydi.
15’liler cepheye giderken “kızların gözü yaşlı” diye daha baştan ağıt yakılması, boşuna mıydı?
Biliyorlardı ki giden gelmeyecek. Yahut çok azı yaralı, sakat dönebilecek.
Bugün de ateş altında olan yerlerde yalnızca büyükler ve gençler değil, çocuklar ve bebekler de istisnasız öldürülüyor.
Savaş ahlâkına aykırı şekilde, ayrım yapmadan.........
