Mevlânâ kimdir, kim değildir? (2) -Batı’nın Rûmî’si Bizim Mevlânâ’mız Değildir-
Mevlânâ, yaklaşık iki asırdır Batı’da “Rûmî” olarak tanınmaktadır. Ancak Rûmî olarak tanınan/tanıtılan hayâlî şahıs, gerçek Mevlânâ’dan çok farklıdır; onun İslam’dan olabildiğince soyutlanmış, filtrelenmiş ve çarpıtılmış hâlidir. Batı’da “Rûmî” olarak tanıtılan şairin Batı dillerine çevrilen şiirleri o ülkelerde en çok satılan şiir kitapları arasında yer almaktadır. Ancak o Rûmî bizim Mevlânâ’mıza pek benzememektedir. Batılılar, âdeta Mevlânâ’dan, Batılılaştırılmış bir Rûmî üretmişlerdir. Onların ürettiği Rûmî ile tarihte yaşayan Mevlânâ arasındaki fark hayal ile gerçek arasındaki fark gibidir. Mevlânâ, büyük bir İslam âlimi, mütefekkiri ve mutasavvıfıyken; Rûmî aşk ve hayata dair coşkulu şiirler yazmış olan bir Doğulu mistiktir. Mevlânâ, kendisini “Kur’an’ın kölesi, Muhammed Mustafa’nın ayağının bastığı yolun tozu” olarak nitelerken Rûmî’de ne Kur’an vardır ne de Muhammed Mustafa. Rûmî, bugün Batı’da çeşitli meditasyon âyinlerinde, kafe toplantılarında ya da düğünlerde aşka, hayata ve mutlu olmaya dair şiirleri okunan, dinî düşüncesi umursanmayan, İslamlığı hiç gündeme getirilmeyen neredeyse tüm inançları ve düşünceleri eşit şekilde gören bir mistik düşünür-şair olarak tanınmaktadır. Gerçek Mesnevî’deki ilâhî aşkın yerini muhayyel Mesnevî’de erotik aşk, marifet şarabının yerini ise içki almıştır. Bu sebeple günümüz Batı’sında sevgililerin birbirlerine hediye ettikleri bir kitaba dönüşmüştür. Hâsılı; 20. asırda Batı’da bazı entelektüellerin hayal âleminden doğan Rûmî, 13. asırda Belh’te Mümine Hatun’dan doğan Mevlânâ Muhammed’e benzememektedir.
Mevlânâ’yı ilk keşfeden Batılılar, 19. yüzyılda İstanbul’daki diplomatlar olmuştur. 19. asırdan itibaren başta Mesnevî olmak üzere onun eserleri pek çok Batı diline çevrilmiş, onun hakkında pek çok kitap yazılmıştır. Hegel’den Jung’a, Camphell’den Fromm’a pek çok entelektüel Mevlânâ’dan övgüyle söz etmiş ve onun şiirlerinden alıntılar yapmışlardır. Ancak onu kendi kavramlarıyla tanımlamaya çalışmışlardır daima. Onlara göre Mevlânâ ya panteisttir ya manişeist; ya dinler üstü mistik bir şairdir ya da hümanist bir düşünür (Detaylı bilgi için bk. F. Lewis, Mevlânâ, s. 565-82). Fakat bir türlü “Müslüman bir bilge” olarak nitele(ye)memişlerdir onu. Sanki böyle büyük bir dehâya, böyle engin bir ufka Müslümanlığı yakıştıramamış gibidirler. Mevlânâ’yı gayet iyi bilen ve onun hakkında yazdığı eserlerde Batı’daki Mevlânâ algısının yanlışlığına dikkat çeken A. Schimmel’in ifade gibi Batı’da Rûmî’nin kendisiyle özdeşleşen şiirlerinden biri şudur: “What shall I do, O ye Muslims, for I do not know myself anymore; I am neither Christian, nor Jew, nor Zoroastrian, nor Muslim (Ey Müslümanlar! Ne yapayım; ben kendimi bilmiyorum artık/Ben ne Hristiyanım ne Yahudiyim ne Zerdüştüm ne de Müslümanım).” İlginç olan şudur ki kendisiyle neredeyse özdeşleşen bu şiir Mevlânâ’ya ait değildir (Bk. A. Schimmel, The Triumphal Sun, s. 311).
Mevlânâ’yı Batı’da herkes olumlu karşılamamıştır. Bazı Hristiyan din adamları onun Batı’da tanınması ve kabul görmesinden rahatsız olmuş; onun ve diğer sûfîlerin vahdet-i vücûd anlayışını Hristiyanlık açısından zararlı görmüş ve “Hristiyan Mistisizmi” adıyla kitaplar yazarak “Mistisizm arıyorsanız, onu başka yerde değil Hristiyanlıkta arayın!” demek istemişlerdir. (Detaylı bilgi için bk. F. Lewis, age, s. 566-7).
İngilizce’ye Redhouse, Nicholson ve Arberry tarafından Farsça aslından........
