Âriflerin miracı (4)

Geçtiğimiz haftalarda Bâyezid’in ve İbn Arabî’nin miraçlarını özetle aktarmıştık. Onların miracı hakkında kısa bir değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Bâyezid’in miracında şu hususlar dikkat çekmektedir:

. Bâyezid, her bir semada peygamberlerle değil meleklerle karşılaşmıştır.

. Bâyezid’in miracında en dikkat çeken özellik, onun bu miracın imtihan olduğunu düşünmesidir. Kendisine sunulan manevî makam ve mertebelerin de aslında bir imtihan olduğunun farkındadır ve bu makamlara iltifat etmenin kendisini bunlarda takılı kalmaya mahkûm edeceğini bilir ve asıl maksudunun ve muradının Hak Teâlâ olduğunu her bir yükselişte vurgular. Bu yönüyle, onun miracı tasavvuftaki seyr ü sülûku andırmakta ve adeta sâliklere şöyle bir uyarıda bulunmaktadır: Ey sâlik! Bir manevî mertebeye yükseldiğini hissettiğinde sakın onun ruhânî güzelliğine aldanma. Bu da bir imtihandır. Asıl maksadın Hak Teâlâ’ya vâsıl olmaktır. O’na vâsıl olana dek durma, yolculuğa devam et.”

. Bâyezid, her bir semada meleklerle karşılaştığında onlar Bâyezid’e hayran kalmakta ve onun üstünlüğünü itiraf etmektedirler. Bu da Bâyezid’in ve onun yolundan giden sûfîlerin, ruhunu güçlendiren ve manevî makamlarda yükselen insanın meleklerden üstün bir makamda olacağına inandığını gösterir.

. Bâyezid, yedinci semada peygamberlerle buluşmuş ve onlardan sonra da Hz. Muhammed’in (sav) huzuruna çıkmıştır. Hz. Peygamber, kendisini vazifelendirerek yeryüzünde davet ve irşada devam etmesini emretmiştir. Buradan şunu anlıyoruz ki, onun manevî mertebelerdeki miracının nihâî noktası Hz. Peygamber’in kendisini insanları İslam’a davet etmesiyle sonuçlanmıştır. Yani manevî yolculuğa başladığı yere geri dönmüştür; tarikat ve marifette zirveye çıktığı hâlde şeriattan uzaklaşmamıştır.

İbn Arabî’nin miracında ise şu hususlar dikkat çekmektedir:

. İbn Arabî, Hz. Peygamber’in (sav) miracında görüştüğü peygamberlerle, aynı sıralamayla görüşür.

. Onun miracında peygamberlerle diyaloglarının entelektüel seviyesi oldukça yüksektir. Bâyezîd, tamamen yaşadığı ve müşahede ettiği manevî tecrübeleri aktarırken İbn Arabî’nin miracı, varlıkla ilgili konular başta olmak üzere âdeta peygamberlerle entelektüel ve mistik diyaloglar şeklindedir. Bu yönüyle onun miracı “entelektüel bir miraç” görünümündedir. Bayezîd’in miracı ise aşk ve muhabbet basamaklarında yükselen bir miraçtır.

. İbn Arabî’nin miracında, kendisinin peygamberler tarafından “vâris-i Muhammedî” ve “mükemmel vâris” olarak tasdik edilmesi dikkat çekicidir. Onun miracı, sanki “hâtemu’l-evliyâ” olduğuna dair inancının peygamberler tarafından teyidi gibidir.

. Özellikle Kitâb’ul-İsrâ’daki miraç anlatısının merkezinde, âlemin ruhânî imamının Hz. Muhammed (sav) olduğunu ispatlamak vardır. Her fırsatta Hz. Muhammed’in (sav) diğer peygamberlerden üstünlüğü vurgulanır.

Görüldüğü gibi, ikisinin miracı, detaylarda farklılıklar arz etmektedir. Zaten İbn Arabî de her ârifin miracının, kendine mahsus özellikler taşıdığını söyler. Ancak ikisinin miraç anlatılarında pek çok ortak nokta da vardır. Mesela:

. Her ikisi de rüyada gerçekleşmiştir.

. Yeni bir bilgi, yeni bir şeriat/kanun getirmemişlerdir. Bilakis miracın son aşamasında Hz. Peygamber ile görüşmüşler, O’nun tarafından İslam’ı yaşadıkları bu manevî........

© Yeni Şafak