We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yağacak olmasının beklentisizliği

77 7 1
24.04.2022

Konya’da, ilerlemiş bir gecenin iyice yorgun dibinde o en olmadık sorunun cevabını arıyoruz iki arkadaş: İnsan insanın yurdu olabilir mi? Ağzındaki sıcak ve şekerli tadı dilinden, damağından, gırtlağından değil de yediği dikenli ottan geliyor zanneden devenin akciğerlerine dolan ve birazdan onu boğarak öldürecek kanından bahsetmemişiz henüz. Daha çok şöyle bir cümlenin etrafında dolanıyoruz: “Sende olmayan neyse onun yoksulusun en nihayet.”

Yan masadaki delikanlı, karşısında oturan kızı bir şeye ikna etmeye çabalıyor o esnada. Duymuyoruz ve fakat anlıyoruz ikimiz de. Birlikte bir hayat geçirmek için doğru kişinin kendisi olduğunu ispat etmeye çalışıyor kıza. Kız, inanmaya çoktan razı, baygın, süzülmüş gözlerle dinliyor genç adamı.

Şuna bağlıyoruz bu inanmışlığı nedense: Henüz inançlarını kaybetmek için çok genç. İnsandan umudunu kesmesine ve evini sadece sırtında taşıyan argın bir kaplumbağaya dönüşmesine birkaç hayal kırıklığı, birkaç kavga, birkaç kandırılmışlık hissi daha var.

Belki bu sebeple bir çeşit hayranlık besliyoruz kıza. Birine inanmanın, dahası birine güvenmenin, güvenebilmenin imkân dâhilinde olduğunu düşünen bu süzülmüş ve baygın gözlü kızın dünyayı dilediği yere dönüştürebileceğine dair geliştirdiği inanca hayranlık duymaz da ne yapar insan?

“Peki, şunu anlat o zaman” diyor arkadaşım o berbat kahveden bir yudum daha alarak, “Bu kahveden bir yudum daha alacağımı bilen Allah, niçin sorumlu........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play