We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İstanbul Sözleşmesi kadınları korur mu?

206 71 0
23.07.2019

Üşenmedim, 34 sayfadan ve 81 maddeden oluşan İstanbul Sözleşmesi’ni dibine kadar okudum. Sözleşme, ön gördükleri ve dili açısından “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”ne benziyor. Yani başlıktaki soruya cevabım şu: İnsan Hakları Beyannamesi insanları ne kadar koruyorsa, İstanbul Sözleşmesi de kadınları o kadar korur.

Haddizatında kadını da, erkeği de, çocuğu da, yaşlıyı da, engelliyi de yasalar ya da sözleşmeler değil, “toplumsal ahlak” korur. Dünyanın değişimine paralel olarak sürekli değişen kimliklerin canhıraş şekilde savunulması ve korunması çağrıları bu bakımdan bana hep sakil gelir. Ceza ne denli caydırıcı olursa olsun, toplumsal ahlaktan kaynaklanan bir “yaşam düzeni” olmayan topluluklar bu meselede tökezleyip kalacaktır.

O zaman geldik meselenin ek yerine. “Kadına, daha doğrusu fiziki olarak senden dezavantajlı durumda herhangi birine, şiddet uygulamak fıtraten de, toplumsal olarak da uygunsuz, yakışıksız, kınanması gereken bir davranıştır” cümlesine hiçbirimizin itirazı yoktur zannederim. Fakat fiili durum böyle olmuyor malum. Giderek son derece kaotik, kafası karışık hale gelen dünyamızda neredeyse tek kural geçerli artık: “Gücü yeten yetene…”

Bir başka nokta… Kadın kimliği üzerinden geliştirilen dil öyle bir noktaya geldi ki ne diyeceğimizi, nasıl davranacağımızı bir türlü ayarlayamıyoruz biz erkekler. “Kadınlar dezavantajlı toplumsal gruptur” desek muhtemelen bize itiraz edeceklerdir. “Dezavantajlı grup değilseniz niçin pozitif ayrımcılık beklentiniz var?” diye sorsak bize yine itiraz edeceklerdir. “Bu pozitif ayrımcılık meselesinde kantarın topuzunu kaçırmamak lazım; şu süresiz nafaka işi falan........

© Yeni Şafak