We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ardından

142 30 8
23.04.2022

Telefondaki ses ağlayarak “Bülent Abi öldü” dediğinde tabii ki her zamanki hafif münasebetsiz Bülent Parlak şakalarından birine maruz kaldığımı zannettim. Sonra sesin Enis’e ait olduğunu kavradım. Ardından da haberin doğru olduğunu.

Bülent’in evine doğru giderken Mustafa Akar’ı ve Furkan Çalışkan’ı aradım. Bizim kuşağın şairlerini yani. İkisine de vefat haberini ben vermek zorunda kaldım. Sonradan düşündüm bu meseleyi. Gençken ve hayallerimiz varken Çengelköy Çınaraltı’nda sabahlara kadar oturduğumuz dörtlü masayı tamamlamak istemiş zihnim, Bülent’in vefat haberini vermeyi değil. Sanki Bülent ölmemiş de ben Furkan’la Mustafa’ya “oğlum bu akşam bir oturalım la” demek istemişim.

Hep cesur bulmuşumdur ben Bülent’i. Bizim kuşağın en cesuru olduğuna ise hiç şüphe duymamışımdır. Olağanüstü düşkün olduğu bağımsızlığıyla ortaya koyduğu İzdiham tecrübesi öyle kıymetli, öyle önemli bir tecrübeydi ki.

İki bakımdan çok önemsiyordum Bülent Parlak’ı ve İzdiham’ı. Sohbetlerimizden bildiğim kadarıyla Bülent de sadece o iki sebeple sürdürüyordu dergiyi çıkarmaktaki ısrarını.

İlki, yazı-çizi işlerine hasbelkader bulaşmış gençlere kılavuzluk etmek, onların elinden tutmaktı.

Bu “elinden tutmak” tespiti eksik bir tespit oldu. Biz de Cins de elinden tutuyoruz gençlerin. Yazmalarına imkan sağlıyoruz, hedeflerine katkı vermeye çabalıyoruz. Bizimkisi standart bir genç yazarı destekleme paketi aslında.

Fakat rahmetli Bülent’in yaptığı başka bir şeydi. Cenaze namazından önce camide........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play