“Aşk bezirgânı, sermaye canı”

Dervişin kim olduğuna dair onlarca, yüzlerce tanım okudum, duydum. Kimileri çok hoşuma gitti, kimisini yetersiz, kimisini saçma buldum.

En sevdiğim tanımlardan birini Ömer Tuğrul İnançer hazretlerinden duymuş idim: “İnsanın incelmişine Müslüman, Müslümanın incelmişine derviş denir.”

İncelmek, evet. Bir yandan kula, bir yandan Allah’a, bir yandan da kendine doğru incelmek. Derdini dermanın belleyerek o dermanı elinin tersiyle itebilme cesareti belki hatta. Zor mesele.

“Derviş tanımı okudun, işittin de hiç derviş gördün mü?” diye sorarsanız işimiz epey çetrefilleşir. Her şeyden önce dervişin mikdarın takdir edebilecek biri olmadığım için bilemiyorum gördüklerimin derviş olup olmadığını. O halde şöyle söyleyeyim: “Derviş görüp görmediğimi söyleyemem ama bazı dervişlikler gördüğüm doğrudur.”

Bir yatsı namazını müteakip Şam’da bir zaviyede, bir gecenin dibinde Saraybosna’da bir dergâhta, bir ikindi sonrası Karagümrük’te, bir Ramazan akşamında Üsküdar’da, çocukluğum boyunca o uzak köyde… Ne saadetli bir adam olmalıyım ki “dervişlik” hayatım boyunca müşahede ettiğim bir şey olageldi.

Doğru. Tekkede, dergâhta, zaviyede, asitanede…........

© Yeni Şafak