CHP böyle yapar
Cumhuriyeti kuran CHP’nin geçmişten günümüze Türkiye’de İslam’ın güçlenmesine karşı neler yaptıklarını bir seri yazıda hatırlatmak istiyorum.
Benim seçtiğim örnekler din eğitim ve öğretimi ve camilerle ilgili. Aslında Altı Ok ve devrimlerin yıkıcı hedefi İslam’dır ve bizim öz medeniyetimizdir.
CHP’liler ve diğer İslam’a yabancılaşmışlar, İslam’a ve Müslümanlara doğrudan hücum etmeden çekindiklerinde “dini siyasete alet etme”, “din istismarı” paravanlarına sığınır, oradan atış yaparlar.
Eskilere göre yeniler değişmiş olabilir mi?
CHP, ilkelerini değiştirmedikçe olamaz. Nitekim Özgür Özel’in geçmişte (özellikle 2021-2022 yıllarında) okul öncesi 4-6 yaş Kur’an kurslarını “Orta Çağ zihniyeti” olarak nitelendirmesi büyük tepki çekmiş ve bu söylemi siyasette yoğun şekilde eleştirilmiştir.
Şimdi Hasip Yılanlıoğlu’nu dinleyelim:
(Ahmed Hasib Yılanlıoğlu (1908-1998), Kastamonu’da yaşamış din âlimi ve Kelâmî Dergâhı’nın son şeyhlerinden biridir. Aynı zamanda babası Ahmed Said Efendi’nin vefatıyla boşalan irşad postuna geçmiştir.)
“…O, 1925’li, 1930’lu yıllar korkunç yıllardı. Allah bize bir daha öyle yıllar, öyle günler göstermesin!
1925 yılında ben, 15-16 yaşlarımdaydım. Kur’an’ı çoktan hıfzetmiştim. O yıllarda Kastamonu’da Benli Sultan Şeyhi Nurettin Karasu Efendi vardı. Şeyh Efendi, beni ve hafız-ı kelam olan Ömer Aköz’ü alarak İstanbul’a götürdü. O zamanlar, Kelâmî Dergâhı Topkapı’da, Çapa Kız Muallim Mektebi karşısındaki sokaklardan birindeydi. Beni Kelâmî Dergâhı Şeyhi Erbilli Mehmed Esat Efendi’ye teslim ettiler. M. Esat Efendi, Irak Türklerindendi. Seksen yaşının üzerinde bir âlim adamdı. Arapçası, Farsçası mükemmeldi. Nakşî tarikatına mensuptu. Onun, imâ yoluyla olsun siyasî meselelere girdiğini, şu veya bu siyasî kişi hakkında şöyle veya böyle konuştuğunu hiç duymadım. Siyasetle kıl kadar ilgisi yoktu.
Said-i Nursî Hazretlerini de ben o Kelâmî Dergâhında tanıdım. Esad Efendiye gelir-gider, Onu can kulağıyla dinlerdi.
Kelâmî Dergâhı’nda benim gibi yirmi kişi daha vardı. Hoca Efendiden Arapça-Farsça yanında, fıkıh, kelâm, sarf, nahiv, tecvid gibi dersler de görüyorduk. Dergâha gireli daha bir yıl bile olmadan Şeyh Said ayaklanması başlamasın mı? Esad Efendi üzüntüden ne yapacağını şaşırdı. Bir gün beni yanına çağırdı: “Oğlum, dedi İslam’ın sancılı günleri yakındır! Bu ayaklanma yüzünden başımıza bir takım belaların geleceğini görür gibi oluyorum. Artık senin buralarda kalman doğru olmaz. Çünkü din eğitimi için gerekli zeminler kurutulacak; birtakım kimseler ortadan kaldırılacaktır. O bakımdan senin hemen Kastamonu’ya dönmen lazım. Toparlan ve en kısa zamanda yola çık!”
Hocanın elini öpüp İstanbul’dan ayrıldım. Ben Kastamonu’ya döndükten bir süre sonra, tekkeler ve türbeler kapatıldı. Esad Efendi’nin dedikleri bir bir çıkmaya başladı. Dindarlar göz hapsine alındı. Kur’an kursları yasaklandı. 1928 yılında Harf İnkılabı ilan edilince, biz Kastamonu’da iki dehşetli hadiseyle karşı karşıya kaldık: Vali tellal bağırttırdı:
“Ey ahali! Bundan sonra hiç kimse Arap alfabesiyle okuyup-yazmayacak! Arap alfabesi yasaklanmıştır. Kimin evinde eski Türkçeyle yazılı kitap varsa getirip vilayete teslim etsin! Evlerinde, dükkânlarında eski Türkçe eser bulunduranlar şiddetle........
