Ellerini unutup sadece parmağı ile dünyaya tutunanlar...

I-

Hafıza kaybı hem toplumların hem de bireylerin en büyük sıkıntısı. Kim neyi ne kadar hatırlar, kim neyi ne kadar unutur sorusu üzerinden disiplinler arası çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Alzheimer hastalarının kendisini, geçmişini, zamanla insan olduğunu unutuşunu önce filmlerde gördük, sonra yakın çevremizde dahi aşina olmaya başladık.

20. yüzyıl edebiyatının ve sinemasının en önemli temalarından biri, toplumların hatırlamasına imkân vermeyen totaliter güçlerin muktedirlik sınırlarını namütenahi genişletme çalışmaları idi. Bu konuda ilk akla gelen metinler, şüphesiz Orwel’in 1984’ü ve Huxley’in

Cesur Yeni Dünya’sı.

21. yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmelerin akıl almaz hızına ve bireyin sahip olduğu teknolojik imkanların çeşidine dikkat kesilenler, “Geleceğin böyle geleceğini kim daha önce görmüştü? Orwell mi Huxley mi?” sorusunu sormadan edemiyor.

21. yüzyılın davranış kodlarının, cep telefonları aracılığı ile hedonizmi öne çıkarışını merkeze alanlar Huxley’in kazandığını düşünüyor. “Uyuşturucumu alırım, hayatıma bakarım” mottosu idi Cesur Yeni Dünya’nın insanlarını hayatta tutan slogan. Cesur Yeni Dünya’nın insanları “yarınlar yokmuş gibi” yaşıyor, hatırlamanın yükünden azat oldukça özgürleştiklerine inanıyorlardı. Onlar eğlendirilerek pranga altına alınmış bir güruhtu.

Ve romanların, filmlerin ön gördüğü o ürkütücü gelecek maalesef geldi.

Sosyal medyada bir video dolaşımda. Çinli bir genç, odasından dışarı çıkmadığı için annesinin yardım talebi ile eve giren bir grup asker tarafından odasının kapısı tekmelenerek evinden alınıp “kampa” götürülüyor.

Çocuğun görüntülerine bakarken Saddam’ın Amerikan askerleri tarafından saklandığı yerden saç sakal birbirine karışmış, yaka paça, dışarı çıkarıldığı andaki halini hatırladım. Aynı ürkek, tedirgin, korkmuş bakışlar. Saçlar darmadağın. İkisini bu hale sokan, esaretleri. Saddam Amerikalıların elinde tutsaktı, Çinli delikanlı parmaklarıyla ram olduğu bir........

© Yeni Şafak