We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tarikatlar eleştirilebilir mi, eleştirilmeli mi?

73 21 13
25.10.2020

Tasavvufla ilgili olarak şimdiye kadar söylediklerimizin özeti şu:

Tasavvuf denince ilk zamanlarda anlaşılan zühd, takva, bunun daha da ileri derecesi olan vera’, ihsan düzeyinde ibadet, tezkiye-i nefs yani duyguların eğitimi, imandan doğan sevgi ve İslam kardeşliği, dayanışması ve bunlar için çabalamak İslam’ın bizden istediği şeylerdir, hatta bunlar İslam’ın özüdür ve her birerlerini tek tek saymak yerine hepsine birden ‘tasavvuf’ demenin bir sakıncası yoktur. Hiçbir mümin bu saydıklarımıza karşı çıkamayacağına göre bu çerçevede kalan bir tasavvufa da karşı çıkamaz. Efendim, tasavvuf sonradan bozulduğu için İslam’ın bu alanına ‘tasavvuf’ demek zorunda değiliz, bunlar aslında ne ise o olarak ifade ederiz denirse bunda da bir sakınca yoktur.

Şimdi gelelim can alıcı sorulara:

Kitabî tasavvuf bu olmakla beraber tasavvuf hep böyle mi devam edegeldi? Ne yazık ki, bu soruya olumlu cevap verebilmemiz mümkün değildir. Benim anladığım en önemli problem, daha önce sözünü ettiğim epistemolojik kaymanın dışında tasavvufun tarikatlaşarak ‘tevhid-i kelime’yi arama yerine ‘tefrik-i kelime’ yapması yani fırkalaşmasıdır. Böylece de şirazenin dağılması ve her tarikatın bağımsız bir fırka, hatta yer yer başlı başına bir din halini almasıdır. Bir zamanlar ‘cemaat’ ve ‘fırka’ kavramları üzerinde uzunca durmuş ve İslam vahdetini asıl bozan oluşumun fırkalaşma olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Kuranıkerim’de fırkalaşma/teferruk üzerine yapılan vurgunun azameti........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play