Ofansif mizah: Güle oynaya kaybetme sanatı
Deniz Göktaş’ın politik mizah kesitleri bir süredir elden ele dolaşıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik esprileri konuşuldu önce. Sosyal medyadan mesajlaşma gruplarına taşındı.
Bir dostum,
“İçeri aldırıp kahraman etmek istiyorlar”
dedi. Ben de üzerine,
“Aslında Erdoğan’a olan hayranlığını ifade ediyor”
yorumu yaptım.
Şöyle ki sürekli aynı kişiyi sahnenin merkezine koyuyorsan, ondan besleniyorsun demektir ve varlığı varlık sebebindir.
Hedef aldığın kişi, bir süre sonra gösterinin amacına dönüşür.
Bir ağabeyimiz Göktaş için şu tespitte bulundu:
“Zeki çocuk ama aylardır çalışarak ortaya çıkardığı espriler bu kadar zayıf mı olur?”
Peki kimler
“aldırmak”
istiyordu? Burada bir siyaset mühendisliği var. Bir ismi parlatmak, kitle inşa etmek, göze sokmak ve üzerinden belli çevreleri rahatsız etmek çok kolay. Birkaç sosyal medya ajansının ittirmesiyle, algoritmaları tetikleyen kesitler ve sinir uçlarına dokunacak söylemler yeterli. Her türlü kaostan beslenen sosyal medya dünyasında
bazı isimlerin zamanı geldiğinde “indirilmek için yüceltildiğini”
daha önce çok kez gördük.
Son 5-10 yılda Türkiye’de özellikle stand-up kulüpleri ve dijital platformlar sayesinde birçok isim öne çıktı. Arada ben de YouTube’da izliyorum. Çoğu Kadıköy merkezli salonlarda sahne alıyorlar. Hemen hepsi politik konulara giriyor. İzleyicileri var ama asıl yayılımları ise sosyal medyada gerçekleşiyor. Gösterilerden en çok alkış alan bölümler servis ediliyor.
Bir süre sonra "ortak bir dil" oluştuğu da fark edilmiştir. Aynı siyasi göndermeler, aynı
Silivri imaları…
Küfür ise sakız gibi.
Bu arada Ali Congun’u ayrı........
