Mahalleden, “hane”ye dönüşün durağı |
Tophane’den ayrılırken zihnimde, biraz da kalıplaşmış iki serzenişi artık silip atmak gerektiğini düşünüp durdum.
Birincisi;
“Bizim mahalle siyaseti çok sever ama sanata gelince biraz mesafelidir.”
İkincisi; “
Bizim dünyamızda sanat geri plana itiliyor.”
Siyasi tartışmalarla sabahlarız ama bir sergi salonunda, bir tablonun ya da hattın karşısında birkaç dakika tefekkür etmeye vaktimiz yoktur sanki.
O “birazın” ne kadar olduğu ise ölçüsüzdür. Mahalleden kasıt ise malumun ilanıdır: “
İslami kesim
.”
En başından haddimi bilerek ifade edeyim, sanatsal faaliyetlerde eleştiri yapma, sorgulama mertebesinde değilim. Kültür sanat habercisi, yazarı veya sıkı takipçisi hiç değilim. Mahallesine imkanlar ölçüsünde sımsıkı sarılmaya çalışan bir gazeteci olarak, gözlemlerimi aktarabilirim ama. O nedenle, yukarıdaki özeleştirilerin çoğu zaman; kolaycılığın, görmezden gelmenin ve iyi örnekleri konuşmamanın da bahanesi olduğunu da “artık” söylemeliyiz.
***
VASATIN GAYRETİ VE MEMNUNİYET
İki misal vereceğim:
Ayşe Şahinboy’un kaleme aldığı, Osman Doğan ve arkadaşlarının sahnelediği ‘
Ziyafet Sofrası
’ isimli oyunun, memleketteki salon tekelleşmesine rağmen bine yakın sahnelenmesi çok mühimdir. İki sarhoşun yemek yiyebilmek için sığındıkları bir tekkede geçen olaylar örgüsünde mizahı zirvelere çıkaran bu “
vasat gayreti
” kendimce bir yere koyarım.
Geçenlerde ise AKM’de, kadim Mevlevî geleneğini dijital sanatla buluşturan ‘
Sema Nedir Bilir Misin
’ isimli mukabele deneyimini izlemeye gittik. Sahneden izleyiciye sirayet eden muazzam icra sona erdiğinde, bir süre salonu gözlemledim. Herkeste bir memnuniyet hali ve ferahlanma vardı. Gelmek ayrı, iki saatine değmiş olmanın memnuniyeti ayrıydı. Bu topluluk çok büyük oranda İslami camiayı temsil ediyordu.
Benzer bir ferahlığı, hatta daha derin bir aidiyet hissini hafta içi Tophane-i Amire’nin o heybetli kubbesi altında da müşahede ettim. Zihnimdeki o kalıplaşmış serzenişleri susturan,
Albayrak Grubu’nun İslam Sanatları Sergisi........