menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eziklik hissi gurura dönüşürken: Tütünden ihyaya, zehirden şifaya

49 1
04.01.2026

Yurt dışına gidip müzeleri ve aslına sadık kalınarak dönüştürülmüş o devasa yapıları gezince içimizde hep bir burukluk oluşurdu. “Bizde neden böyle yaşanmışlığı olan hem tarihe dokunan hem de geleneğin çatısı altında geleceğe bakan mekânlar yok?” diye hayıflanırdık.

Var olanları ya yıkıp betonlaştırırız ya da kaderine terk ederiz sanırdık. Ama o mahcubiyet hissi artık geride kalıyor. Samsun’da öyle bir mekân gördüm ki, Londra’da veya Berlin’de olsa gıptayla bakardık. Oysa burası bizim.

Eski tütün depolarının içine kurulan, ciğerleri solduran yapraklardan, gönülleri, mekanları ve şehirleri fetheden bir anlayışa uzanan “dönüşüm” hikâyesi: Samsun Üniversitesi Ballıca Kampüsü.

Böyle bir mekânda olacağımı düşünmeden gitmiştim oysa. Samsun Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Sümeyra Yakar aramış ve aralık ayının son günlerinde Sumud Filosu konulu programa davet etmişti.

Günü belirledik ve geçtiğimiz salı sabahı Samsun’a indim. Öncesinde Sümeyra Hocahanım programı da gönderdi. Beni havaalanından alacaklar ve üniversiteye gitmeden önce Çarşamba ilçesindeki Göğceli Çivisiz Camii’ni ziyaret edecektik. Camiden daha evvel haberdar olmuştum ancak iner inmez neden götürüldüğümü daha sonra anladım. Çivisiz Camii adı üzerinde fakat görmeyenler için “çivi kullanılmadan yapılmış” deyip geçilecek bir yapı değil. Çok daha fazlası. Doç. Dr. Sümeyra Yakar, Doç. Dr. Ali Gül hocalar ile içinde kaldığımız yarım saatte; caminin tarihini ve mimari özelliklerini tafsilatlı olarak bizlere aktaran İmam Hatip İdris Arıcı anlattıkça, hayret etmekten küçük dilimi birkaç kez yuttum desem yeridir.

ÇİVİSİZ AMA ÇELİKTEN SAĞLAM

Dile kolay, 1200’lü yılların hemen başından bahsediyoruz. Anadolu Selçuklu dönemi... Ecdat; kestane, meşe ve karaağaçları nasıl bir ilim, nasıl bir ferasetle işlediyse, 8 asırdır yıkılmadan ve daha da mühimi çürümeden ayakta kalmış. Bu cami, ahşabın ahşaba kenetlenmesiyle inşa edilen hakiki bir mühendislik harikası. Temeline, sismik izolatör mantığıyla yerleştirilen devasa kütükler, perde duvar vazifesi gören 17 metre uzunluğunda, 65 santim genişliğindeki tek parça ağaçlar ve o özel geçme sistemi sayesinde, yüzyıllar boyunca Karadeniz’in sert rüzgarlarına, rutubetine ve nice depremlere beşik gibi sallanarak direnmiş. Beton binaların 50 yılda “metal yorgunu” olup döküldüğü coğrafyamızda, bu ahşap cami zarafete ve mütevazılığa yaslanan ihtişamıyla “ben buradayım” diyor.

Sayıları İslam’ın ve imanın şartlarına denk düşen direklerinden, tesbihatta baş hizasında kalan tefekkür aralıklarına; yıkılırsa kıbleye doğru devrilsin diye verilen o ince açıdan, güneşin doğuşu, yükselişi ve batışına göre boyutlandırılmış pencerelere kadar mimari ve de mühendislik şaheseri olan bu yapı, insanı hem küçültüyor hem de köklerine bağlayarak büyütüyor.

Cami çıkışında zihnimde şu düşünce vardı: “Demek ki, malzeme doğru tanınır, ruhunu bozmadan işlenirse, yüzyıllar sonrasına bile kalacak eserler bırakabilir.”

Tekrar gelmek nasip olsun duasıyla o ahşap kokusunu arkada bırakıp rotamızı 19 Mayıs ilçesine, Ballıca Kampüsü’ne çevirdik. Geçmişin estetiğinden, geleceğin teknolojisine doğru bir yolculuktu bu. İlahiyat Fakültesi’nin fedakar dekan yardımcıları Sümeyra ve Ali hocaların beni neden önce o camiye götürdüğünü, kampüsün kapısından girip o devasa hangarları ve yeni inşa edilen camiyi görünce daha iyi anladım.

Meğer, “koruma” ve “dönüştürme” vizyonlarının en kadim örneğinden, en modern örneğine geçiş yapmıştım.

TÜTÜN HANGARLARINDAN İLİM YUVASINA: “KABUK İÇİNDE KABUK”

Samsun Üniversitesi’nin bir mazisi yok, çünkü daha 2019 yılında eğitime başlamış. Ancak tarihin akışına yön vererek, geleceği yükseltirken, geçmişe de kök salmış.

Ballıca Kampüsü nizamiyesinden içeri adım attığımızda karşımda bir üniversite yerleşkesinden ziyade, devasa bir sanayi üssü duruyordu. Sıra sıra dizilmiş, uçsuz bucaksız hangarlar... Burası, bir zamanlar bölgenin tütün yükünü sırtlayan, Tekel’in o meşhur depoları. Adını Samsun şehrinden alan kırmızı ve şeritli paketleri hatırlayan olacaktır mutlaka.

Düşünün ki; biner metrekarelik 60 adet dev hangar. 80’lerde inşa edilmiş. Vaktiyle bu hayli yüksek, soğuk duvarlı yapıların içinde tavanlara kadar tütün balyaları yığılırmış. Binlerce işçi çalışırmış. Aslında, ekonomiye katkısı olduğu kadar ciğerleri solduran, insan sağlığını tüketen bir endüstrinin merkeziymiş burası.

Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın Hoca da Şubat 2019’da bu dönüşüm........

© Yeni Şafak