Şah’a giden kapıları kapatmak

1500’lü yılların başında Safevi Devleti’nin sultanı Şah İsmail gözünü Osmanlı topraklarına dikmiş, ajanları vasıtasıyla ülke içinde karışıklık çıkarmaya başlamıştı. Anadolu Türkmenleri akın akın sınırı geçip Safevi ordusuna katılıyor, kalanlar ise isyan çıkarıp İstanbul’u tehdit ediyordu. Pir Sultan Abdal’ın meşhur “Açılın kapılar Şah’a gidelim” türküsü o günleri anlatır. Bir kısım Türkmenler, kendilerini İstanbul’daki Padişah’tan ziyade Tebriz’deki Şah’a yakın görüyorlar, bir yandan Şah’a ulaşmaya çalışıyor, bir yandan da Şah’ın ajanları eliyle Osmanlı’yı arkadan vuruyorlardı.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları, Anadolu içinde kendisini Ankara’dan ziyade Tahran’a yakın, hatta ait hisseden grupların olduğu gerçeğiyle bizi yüzleştirdi. İlk değil: Suriye Savaşı sırasında da, kendisini Ankara’dan çok Şam’daki Esed rejimine yakın hisseden grupların olduğunu görmüştük. Yine son dönemde, Suriye’de PKK’ya karşı operasyon yapılırken, Türkiye içinde az da olsa bir kısım Kürt’ün istikametini Tel Aviv’e döndüğüne şahit olduk.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in son derece başarılı bir operasyonla ele geçirdiği Önder Sığırcıklıoğlu vakası bize bir kez daha “Açılın kapılar Şah’a gidelim!” gerçeğini hatırlattı.

Önder Sığırcıklıoğlu, MİT’e tercümanlık hizmeti verirken, safını değiştiriyor ve Esed rejimine ve istihbaratına........

© Yeni Şafak