menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..

20 0
07.02.2026

Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil, ulusal egemenliği tehdit edebilecek bir risk alanı olarak tanımlamış. Peki medyada yaşanan şey, topyekûn bir kriz ya da çöküş mü, yoksa yeni bir denge arayışı mı?

X hesabından yaptığı ‘Dikkat büyük medya krizi’ başlıklı paylaşımda Öztürk demiş ki: “Haber kanalları, ana akım medya, TV’ler, gazeteler, haber siteleri, radyolar finansal kriz yüzünden kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Medyadaki reklam pastasının dağıtımı ulusal güvenliği tehlikeye sokacak düzeye geldi.”

Kemal Bey’e göre, reklam gelirlerinin büyük bölümü yabancıların sahip olduğu sosyal medya platformlarına gidiyor; geri kalan sınırlı pay ise ülkedeki tüm medya kuruluşları arasında bölüşülüyor.

Ayrıca, haber ve iletişimin büyük ölçüde sosyal medya üzerinden yürütülmesinin manipülasyona açık bir ortam yarattığını; bu ortamın ‘kara para aklama’ gibi faaliyetler için de elverişli olabileceğini ileri sürüyor. İş imkânları daralan gazetecilerin ‘sosyal medyaya mahkûm’ hâle gelmesini de önemli bir risk alanı olarak tespit ediyor.

Öztürk televizyon yayıncılığı için de şunları söylemiş:

“İnsanlar ‘TV’lerde izlenecek kaliteli program yok, her şey birbirinin kopyası’ diye eleştiriyor. Buradaki editoryal çöküşün sebebi de finansal sorunlar. Nitelikli insan çalıştırmak pahalıdır. Para olmayınca tecrübesiz insanlar çalıştırılıyor, prodüksiyona para harcanmıyor; böylece toplam kalitede düşüş oluyor ve TV’ler izlenmiyor.”

Peki, bu tabloyu ‘medyanın büyük krizi’ olarak mı okumalıyız, yoksa ‘medyanın dönüşümü’ olarak mı?

Tam da bu noktada finans sektörünün önemi isimlerinden biri olan İstanbul Erkek Lisesi’nden değerli kardeşim Atilla........

© Yeni Şafak